Avrupa'da sırada ne var

Fransa'da sokaklar kaynıyor. 17 Ekim'deki gösterilerde 2 bin 700 kişi gözaltına alındı, 217 kişi tutuklandı. Sarı Yelekliler, öğrenciler ve sendikalar bugün yeniden meydanlara çıkmaya hazırlanıyor. Macron yönetiminin cevabı sert: Polis gücü yüzde 20 artırıldı. Lyon ve Marsilya'da gösteriler yasak. Paris'te yürüyüşlere sınırlama getirildi. Gece sokağa çıkma yasaklarının kapsamı genişletildi.

Sözde özgürlükler kıtasında sokağa çıkma yasağı! Demokrasi nutuklarıyla polis barikatları aynı meydanlarda buluştu.

Üstelik Fransa, Avrupa'yı saran huzursuzluğun yalnızca bir cephesi. Belçika'da kemer sıkma politikaları, İtalya'da hayat pahalılığı, İspanya ve Portekiz'de konut krizi insanları sokağa taşıdı. Almanya'da sanayinin geleceği tartışılıyor. Her ülkede başka bir gerekçe, her meydanda benzer bir öfke.

Peki, Avrupa nasıl bu noktaya geldi

Önce paranın izini sürelim.

Avrupa hükümetleri bütçe açıklarından, borç yükünden, tasarruf zorunluluğundan söz ederken silahlanmaya milyarlarca avro ayırıyor. Ukrayna savaşının finansmanı sürüyor. Kamu hizmetlerinde kesinti tartışmaları büyürken savunma sanayisine yeni siparişler veriliyor.

Görüyorsunuz, büyük bir ekonomik tercih söz konusu. Üstelik faturası giderek ağırlaşıyor.

Rusya'ya uygulanan yaptırımlar Avrupa'nın enerji düzenini sarstı. Ucuz enerjiye dayanan sanayi modeli yara aldı. Amerikan LNG'sine yöneliş maliyetleri yükseltti. Alman sanayisi rekabet gücünü korumakta zorlanırken Çin karşısındaki teknolojik ve ticari baskı da arttı.

Bir zamanlar üretim gücüyle dünyaya yön veren Avrupa, bugün güvenlik bağımlılığı ile ekonomik sadakatin oluşturduğu dar alanda hareket etmeye çalışıyor.

Karl Polanyi, Büyük Dönüşüm eserinde önemli bir tespitte bulunur: "Bırakınız yapsınlar planlanmıştı; planlama ise planlanmamıştı."

Değişin bir şey yok... Bu söz, bugünkü Avrupa'nın çelişkisini anlamak için güçlü bir anahtar. Serbest piyasa söylemleriyle kurulan ekonomik düzen, devlet destekli büyük bir silahlanma hamlesine yöneldi. Kamu kaynakları, uzun vadeli askerî siparişlerle belirli sektörlere aktarılıyor. Borçlanma büyürken faiz ödemeleri bütçeler üzerinde yeni bir baskı oluşturuyor.

Daha önemlisi, savaş ekonomisinin kendine özgü bir mantığı var. Sürekli sipariş ister. Siparişlerin sürekliliği de tehdit algısının canlı tutulmasına bağlı. Böylece jeopolitik gerilim, ekonomik hesapların parçası hâline gelir.