Mekke Anlaşması ve İslâm Dünyasının imtihanı

Mekke Anlaşması, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında yeni bir iş birliği ihtimalini gündeme getirdi.

Ancak anlaşmanın hükümleri ve uygulama çerçevesi yeterince açıklığa kavuşmadan geleceği hakkında kesin hükümler vermek doğru olmaz. Yine de bu adım, Orta Doğu'daki güç dengeleri, enerji güvenliği ve İslâm dünyasının kendi meselelerine çözüm arayışı bakımından dikkatle değerlendirilmelidir. Anlaşmanın başarısı, ortak hedeflerin açıkça tanımlanmasına ve her ülkenin mesuliyetlerini bilmesine de bağlıdır. Bu yüzden kamuoyuna açık bilgi ve istişare önemlidir.

Tarih, ittifakların yalnızca imza atmakla güvence altına alınmadığını gösteriyor. Osmanlı'nın Birinci Dünya Savaşı öncesinde Almanya ile kurduğu ittifak, ülkelerin ortaklıklarında şartların ve hedeflerin ne kadar önemli olduğunu hatırlatır. Her anlaşma aynı neticeleri doğurmaz; fakat tarafların çıkarları, karar alma biçimleri ve bölgesel krizler hesaba katılmadan atılan adımlar ağır sonuçlar doğurabilir. Suudi Arabistan'ın Yemen ve İran'la yaşadığı gerilimler, Körfez'in enerji yolları üzerindeki hassasiyet ve Pakistan'ın Hindistan'la devam eden ihtilâfları, bu iş birliğinin kolay bir zeminde ilerlemeyeceğini gösteriyor.

Bölgesel dengeler ve belirsizlikler

Suudi Arabistan, dünyanın önde gelen petrol üreticilerinden biri olarak yalnızca kendi ekonomisi için değil, küresel enerji ticareti bakımından da önem taşıyor. ABD ve İran arasında koptuğu iddia edilen savaşın en büyük mağduru maalesef Körfez ülkeleri ve Suudi Arabistan olmaktadır. Hürmüz Boğazı'ndaki riskler, Kızıldeniz'deki güvenlik sorunları ve petrol altyapısına yönelik tehditler, bölgesel bir çatışmanın etkilerinin sınırları aşabileceğini ortaya koyuyor. Pakistan'ın nükleer kapasitesi ve askerî gücü, Türkiye'nin tecrübeli ordusu ve savunma imkânları da anlaşmanın stratejik ağırlığını artırıyor. Bununla birlikte ekonomik kırılganlıklar ve şeffaf olmayan karar mekanizmaları, yanlış hesap ve sürüklenme riskini büyütebilir.

1979 İran Devrimi'nden sonra bölgenin siyasî dengeleri önemli ölçüde değişti. İran'ın Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen'de desteklediği silahlı gruplar, komşu ülkelerde güvenlik endişelerini artırdı. Irak'taki rejim değişikliği İran'ın etkisini genişletirken, Suriye'deki gelişmeler bu etkinin sınırlarını da gösterdi. Ancak bölgedeki her gelişmeyi tek bir gizli plana bağlamak yerine, farklı aktörlerin çıkarlarını ve çatışan hedeflerini birlikte değerlendirmek gerekir. Mekke Anlaşması'nın İran'a karşı bir askerî ittifaka mı, yoksa bölgedeki krizi sınırlayacak bir dayanışmaya mı dönüşeceği, açıklanacak şartlara ve uygulamaya bağlıdır.