Küresel siyaset, vasıtalar ve çıkış yolu

Dünya siyasetinin acımasız çarkları coğrafyamız üzerinde dönerken, değişmez bir kural işler: Büyük güçler, hedeflerine ulaşmak için yerel unsurları politikalarının birer "vasıtası" olarak kullanır.

Bu vasıta bazen bir terör örgütüdür, bazen de meşru görünümlü bir siyasî yapı veya gruptur. Ancak senaryonun finali genellikle aynıdır: Kullan, yıprat ve terk et.

Sürdürülemez elişki ve Devlet Aklı

Büyük devletlerin terör örgütleriyle veya yerel gruplarla ilişkisi, asla kalıcı bir "stratejik ortaklık" olamaz; olsa olsa geçici bir "menfaat birlikteliği"dir. Zira bu devletlerin, kendi iç kamuoylarında yüzleşmek zorunda oldukları ciddi bir paradoks vardır. Kendi vatandaşından vergi toplarken "Sizi dünyadaki terörden koruyoruz" diyen, demokrasi ve güvenlik vaat eden yönetimler; illegal yapılarla iş tutmayı kendi halklarına uzun süre izah edemezler.

Halkına "terörle mücadele" gerekçesi sunan bir devlet aklının, perde arkasında bu yapıları beslemesi sürdürülebilir değildir. Bugün başkasına yönelen silâhın yarın kendilerine döneceği korkusu ve kendi kamuoylarının baskısı, onları eninde sonunda bu yapıları yüzüstü bırakmaya mecbur kılar. Tarih, büyük güçlerin işi bittiğinde "kullanışlı enstrümanlarını" nasıl yalnızlığa terk ettiğinin misalleriyle doludur.

Aynı durum, siyasî partiler veya gruplar için de geçerlidir. Küresel güçler, devletleri sıkıştırmak için diktatörleri veya muhalif yapıları bir araç olarak değerlendirebilir; ancak günün sonunda "devlet aklı" yine muhatap olarak "devleti" tercih eder. Siyasî partiler konjonktüreldir, geçicidir; devletler arası çıkarlar ise kalıcıdır. Bu yüzden dışarıya sırtını dayayan siyasî hareketler de, tıpkı diğer yapılar gibi, istenen tavizler koparıldığında bir kenara bırakılmaya mahkûmdur.

are: Yabancıya Değil, Kardeşine Güven