İki kitap, iki şeriat ve insanın tekâmülü

Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyan, insanı yalnızca şekli ibadetlere değil, derinlikli bir tefekküre davet eder.

Ayetler, insanın nazarını ısrarla kâinata, yaratılışın hassas dengelerine çevirir. Bu İlâhî emirlerin gayesi; Cenab-ı Hakk'ın kudret ve azametini, varlığını ve birliğini, sanatlı eserleri üzerinden idrak etmemizi sağlamaktır. Zira eser müessiri gösterdiği gibi; kâinat da Sâni-i Zülcelâl'in sıfatlarını ve esmasını okutan muazzam bir kitaptır.

Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri, Kur'ân ve kâinatı birbirini tamamlayan iki mukaddes kitap olarak tarif eder. Biri Cenab-ı Hakk'ın "sıfat-ı kelam"ından gelen ve lisanla okunan Kur'ân; diğeri ise O'nun "sıfat-ı irade"sinden gelen, kudret kalemiyle yazılmış cismanî kâinat kitabıdır. Bediüzzaman, bu hakikati "İki Şeriat" kavramı üzerinden şöyle tasnif eder:

"Birincisi: Âlem-i asgar olan insanın ef'âlini ve ahvâlini tanzim eden ve sıfat-ı kelâmdan gelen bildiğimiz şeriattır."

"İkincisi: İnsan-ı ekber olan âlemin harekât ve sekenâtını tanzim eden, sıfat-ı iradeden gelen şeriat-ı kübrâ-yı fıtriyedir ki, bazan yanlış olarak 'tabiat' tesmiye edilir."

Sıfat-ı İrade'nin Tecellisi:

Fıtrî Şeriat ve Müsbet İlimler

Bu tasnif ışığında bakıldığında; matematik, geometri ve mantık gibi aklî ilimlerin yanı sıra; maddenin yapısını inceleyen fizik ve kimya gibi fen bilimleri de esasında bu ikinci şeriatın, yani "fıtrî şeriatın" kanunlarını keşfetme ve anlama çabasıdır. Bu ilimler, insana neden-sonuç ilişkilerini ve eşya arasındaki münasebet silsilelerini doğru kurmayı öğretir.

Ancak meselenin daha derin bir boyutu vardır: İnsan, fizik ve kimya kanunlarıyla işleyen kâinata baktığında; zerrelerden kürelere kadar her varlığın, İlâhî bir emre ve bir nevi fıtrî vahye tam bir itaatle, harika faaliyetler sergilediğini müşahede eder. Cansız zerrelerin veya şuursuz mahlûkatın, İlâhî sevk ile sergiledikleri bu kusursuz düzeni gören insan; kendisine de bir hisse çıkarır.