Ene: İnsana verilen emanet

Cenab-ı Hak Kur'ân-ı Kerîm'de, "Şüphesiz Biz emaneti göklere, yere ve dağlara arz ettik de onlar onu yüklenmekten çekindiler, ondan korktular. Onu insan yüklendi. Çünkü o çok zalim, çok cahildir." 1 buyuruyor.

Bediüzzaman Hazretleri Otuzuncu Söz'de bu emanetin çok yönlerinden birinin "ene", yani benlik duygusu olduğunu ifade eder. İnsana verilen bu duygu, insanlık tarihinin ve medeniyetlerin yönünü belirleyen en önemli ölçülerden biridir. Zira insanın şahsî hayatından devlet yönetimine, hayata ve bu âleme bakışına kadar pek çok alandaki tavrı, bu duyguyu nasıl kullandığıyla yakından ilgilidir.

Ene bir kıyas ölçüsüdür

Ene, insana kendisini tanıması ve Cenab-ı Hakk'ın sınırsız sıfatlarını anlayabilmesi için verilmiş bir ölçü birimidir. İnsan kendisindeki cüz'î ilim, kudret, mülk ve hâkimiyet gibi özellikleri ölçü alarak Allah'ın sonsuz ilim, kudret ve hâkimiyetini kavramaya çalışır.

Bir insanın bir evi yapması, temizlemesi, idare etmesi ve içindekilerin ihtiyaçlarını karşılaması; bilgi, güç, şefkat ve irade gibi birçok vasfı gerektirir. İnsan buradan hareketle bütün kâinatı yaratan, idare eden, sayısız canlının sesini işiten, onları rızıklandıran ve ihtiyaçlarını karşılayan sonsuz bir kudretin varlığını idrak eder. Kendi fiillerini incelediğinde de yaptıklarının Allah'ın verdiği kabiliyetler ve nimetler sayesinde olduğunu anlar. Ene, bu idrakin ardından insanı gurura değil, şükre götürmelidir. Evet, ene sayesinde Cenab-ı Hakk'ın her biri binlerce gizli hazine hükmündeki isim ve sıfatlarını keşfeder.

Ancak bu ölçüyü doğru kullanmak kolay değildir. İnsan, kendisinden daha küçük birimleri yönetenlerle kıyaslanıp üstünlük taslayabilir; sahip olduğu imkânları kendinden bilerek mülk ve hâkimiyet iddiasına kapılabilir. Bediüzzaman, enenin yanlış kullanımının Nemrutları, Firavunları ve Şeddadları ortaya çıkardığını belirtir.

Bediüzzaman Hazretlerinin ifadesiyle ene, insanlık tarihinde iki büyük ağacın çekirdeği olmuştur. Doğru kullanıldığında peygamberler silsilesini, onların takipçileri olan evliyaları, sıddıkları ve âdil hâkimleri netice veren bir Tûbâ ağacına; yanlış kullanıldığında ise Nemrutları, Firavunları ve Şeddadları yetiştiren bir Zakkum ağacına dönüşmüştür.

Emanetin imtihanı devam ediyor

Kur'ân'da anlatılan Firavun kıssası, bu yanlış kullanımın çarpıcı bir misalidir. Hz. Musa'nın (as) "zulümden ve ilâhlık davasından vazgeçmesi ve yerlerin ve göklerin hakiki hâkimi Allah'tır" yönündeki ikazı karşısında nizamı görmek için yüksek bir kule yapılmasını ister. Ancak kendi saltanat hırsı hakikati kabullenmesine engel olmuştur.