Bölgesel güçten küresel iddiaya...
Araştırma gösteriyor ki Türk seçmeni savaşa girmek istemiyor ama güçsüz de kalmasını kabul etmiyor—bu denklemi çözebilen lider başında kalırsa ekonomi de düzelir mi?
MetroPoLL araştırmasına göre Türk seçmeni dış politikada tarafsızlık istiyorsa da bölgesel etkiyi kaybetmek istemeyişi Erdoğan'ın kriz yönetimi yeteneğine güven refleksine dönüştürüyor. Yazarın temel iddiası budur: seçmen güvenliği sistemin sigortası olarak görüyor ve bu dengede ekonomik istikrarı da talep ediyor. Peki bu iki talep—dış politikada güç dengesini koruyup içeride ekonomiyi iyileştirmek—gerçekten aynı anda başarılabilir mi?
Ortadoğu'da savaş sürüyor. Türkiye'de seçmen artık dış politikadaki gelişmelerle daha da ilgili.
Seçmen dış politikadaki gelişmelerin, özellikle Türkiye'nin yanı başındaki bir savaşın olası etkilerini de risklerini de hesaplıyor. Mart ayında MetropoLL Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi'nin "Türkiye'nin Nabzı" araştırmasının da yüzde 80'lik bölümünü dış politika oluşturdu ve araştırma seçmenin dış politikaya ilgisini de net bir biçimde ortaya koydu. Tüm araştırmayı merak ettim, öncelikle sadece abonelerine özel yapılan bu araştırmanın tamamını okumam ve analizini paylaşmam için müsaade eden Prof. Dr. Özer Sencar'a öncelikle teşekkür ederim. Şimdi gelelim araştırmanın ayrıntılarına;
TÜRKİYE TARAFSIZ KALMALI
Türkiye'nin pozisyonu ile ilgili seçmen düşünüyor Araştırma gösteriyor ki katılanların büyük çoğunluğu "Türkiye tarafsız kalmalı" diyor. İran'a destek sınırlı. ABD ve İsrail'e destek ise çok az. Kısacası tablo çok net:
Haberin Devamı* Toplum ne Washington hattına yazılmak istiyor, ne de Tahran hattına...
* ABD'nin askeri bir müdahale ile İran'da rejim değişikliği yapmaya çalışması Türkiyekamuoyunda destek bulmuyor. Araştırmaya katılanların büyük bir kesimi bu girişimi 'uluslararası hukuka aykırı' görüyor ve onaylamıyor. Hatta İran'da rejimin değişmesini isteyenler ve İran'ın Türkiye için tehdit oluşturduğunu düşünenler bile Amerikan müdahalesini meşru bulmuyor.
* Daha çarpıcı bir veri ile devam edelim; "İran'da mı, İsrail'de mi yaşamak istersiniz" sorusunda katılanların dörtte biri İran diyor, sadece çok küçük bir oran İsrail yanıtını veriyor. Bu, İran sevgisi değil. Bu, İsrail'e yönelik güçlü bir tepkinin yansıması. Ama daha önemlisi şu: Toplumun büyük çoğunluğu ikisinde de yaşamak istemiyor. Yani seçmen aslında şunu söylüyor:
"Bu ülkelerin kavgası benim meselem değil."
Bu psikoloji, Türkiye'nin sahadaki pozisyonunu da belirliyor.
ABD'YE GÜVENSİZLİK NATO'YA İHTİYAÇ
Bir diğer kritik başlık; güven.
* ABD'ye güvenmeyenlerin oranı % 91
* NATO'yu gerekli görenler ise % 61
Bu, çelişki değil.
Bu, Türk dış politikasının özeti.
Seçmen ABD'ye güvenmiyor ama NATO'yu güvenlik şemsiyesi olarak görüyor.
Haberin DevamıYani ideolojik değil, araçsal bakıyor.
Bu da Türkiye'nin son yıllarda izlediği çizgiyle birebir örtüşüyor:
Bağımsız ama kopmayan, mesafeli ama sistem içinde kalan bir Türkiye.
BÖLGESEL GÜÇ ALGISI
Peki seçmen Türkiye'yi nerede konumlandırıyor Çoğunluk Türkiye'yi bölgesel güç olarak tanımlıyor ancak küresel güç" diyenlerin oranı dikkat çekici. Yani toplumun üçte ikisi Türkiye'yi etkili bir aktör olarak görüyor.
Bu şu anlama geliyor:
Türkiye artık sadece izleyen değil, oyunun içinde olan bir ülke.
Ama bu gücün sınırları da çizilmiş:
Küresel güç değiliz, ama bölgesel denklemde belirleyiciyiz.
Tam da bu yüzden Türkiye'nin İran–İsrail savaşında "tarafsızlık" tercihi aslında pasiflik değil;oyunun dışında kalmadan, savaşın içine girmeme stratejisi.
YENİ GÜVENLİK TANIMI: SAVAŞ SINIRDA DEĞİL İÇERİDE HİSSEDİLİYOR
Bugünün seçmeni güvenliği klasik anlamda tanımlamıyor.
Seçmene göre en büyük tehditler:
* Ekonomik kırılganlık
* Göç dalgaları
* Bölücülük
Yani İran'daki bir savaş, Türkiye için sadece askeri risk değil.
* Yeni göç dalgası
* Enerji krizi

3