İsrail'in seçim sandıklarına etkisi

Gazze'deki soykırım seçmen davranışını değiştiriyor: İsrail'e yakın duruş kaybettiriyor, Filistin'e açık duruş kazandırıyor. Peki bu 'vicdan sınavı' gerçekten kalıcı bir siyasi realignment'a dönüşecek mi?

Hamza Er
Bugün
5
Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, Gazze'deki çatışmanın artık yalnızca bir bölgesel kriz olmadığını, Avrupa, ABD ve Macaristan seçimlerinde açıkça görüldüğü gibi seçmen davranışını belirleyen küresel bir vicdan sınavına dönüştüğünü ileri sürüyor. Bu tez için kanıt olarak, İsrail'e yakın duruş sergileyen liderlerin kaybettiği, Filistin konusunda net tavrı olanların oy kazandığı seçim sonuçlarını sunuyor. Ancak yazının temel iddiası—seçmen tercihlerinin tek belirleyicisinin Filistin meselesi olduğu—gerçekten bu seçimlerin karmaşık ekonomik ve sosyal dinamiklerini açıklamaya yeterli mi?

Gazze'de aylardır devam eden soykırım, yalnızca bir coğrafyayı değil, dünya siyasetinin dengelerini de kökten sarstı. İsrail'in saldırgan ve yayılmacı tavrı, artık bölgesel bir çatışma olmaktan çıkarak küresel bir krize dönüştü. Gazze'de, Lübnan'da ve son olarak İran'da yaşananlar sadece devletleri değil; toplumları, sivil yapıları ve siyasi hareketleri de doğrudan etkileyerek meselenin geniş ölçekte bir vicdan ve meşruiyet krizine dönüşmesine yol açtı.

Güney Afrika'nın İsrail'i Uluslararası Adalet Divanı'na taşıması, bu sürecin yalnızca siyasi değil, hukuki ve ahlaki bir boyuta ulaştığını göstermişti. Kamuoyuna verilmiş mesaj açıktı:"Uluslararası hukuk, güçlülerin değil, haklıların yanında olmalıdır."

Yaşanan kırılmanın en dikkat çekici yansıması sandıklarda görüldü. Gazze'de yaşananlara kayıtsız kalan ya da örtük destek veren siyasetçiler, seçmen nezdinde ciddi bir meşruiyet kaybı yaşamaya başladı. Buna karşılık Filistin meselesinde daha net ve eleştirel bir duruş sergileyen liderlerin siyasi olarak güç kazandığı ortaya çıktı. Elbette hiçbir seçim sonucu tek bir nedene indirgenemez; ancak iki yılı aşkın süredir bütün dünyanın gözleri önünde yaşanan bu vahşetin seçmen davranışını etkilemediğini söylemek de mümkün değildir.

Öncelikle Avrupa'da bu değişimin izlerini açık biçimde gördük. Hollanda seçimlerinde İsrail'e yakın ve İslam karşıtı söylemlerle öne çıkan siyasi aktörler gerilerken, Filistin meselesinde daha açık ve vicdani bir tutum sergileyen isimler öne çıktı. Benzer şekilde Belçika'da da Filistin konusunda net bir duruş sergileyen siyasi hareketler oylarını artırdı.Belçika İşçi Partisi ateşkes ve yaptırım çağrılarını açıkça dile getirerek seçmen nezdinde karşılık buldu.

Birleşik Krallık'ta George Galloway'in Gazze merkezli kampanyayla parlamentoya girmesi, seçmenin bu meseleye duyarlılığını açıkça ortaya koydu. İngiltere'de farklı bölgelerde yürütülen benzer kampanyaların başarı elde etmesi de bu eğilimin tesadüf olmadığını gösterdi.

ABD'de ise tepki doğrudan sandık davranışına yansıdı. Ön seçimlerde binlerce seçmen, Biden yönetiminin Gazze politikasını protesto etmek için "kararsız" oy kullandı. Özellikle Michigan'daki yüksek katılım, Filistin meselesinin Amerikan iç siyasetinde ciddi bir baskı unsuru haline geldiğini ortaya koydu.

New York'ta Zohran Mamdani'nin elde ettiği seçim başarısı da bu dönüşümün önemli göstergelerinden biriydi... Mamdani'nin yükselişi, özellikle gençler ve şehirli kesimler arasında oluşan vicdani duyarlılığın siyasete doğrudan yansıdığını gösterdi.

İspanya'da koalisyon hükümetini yöneten Sanchez de, 7 Ekim sonrası İsrail'e karşı en netdiplomatik duruşu sergileyen Batılı liderlerden biri olarak ön plana çıktı. Bu duruşuyla da iç siyasetteki desteğini arttırmayı başardı.