İşgalin sandığından ne çıkar

Hamza Er
Bugün
21

İşgalci İsrail'de seçimler yapıldı. Gazze soykırımının baş sorumlusu Netanyahu'nun öncülük ettiği blok ile eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot'un temsil ettiği siyasi blok arasında bir iktidar mücadelesi yaşanıyor.

İsrail, Filistin topraklarına seçim sandıklarıyla gelmedi. Filistinlilerin toprakları işgal edilirken, terör çeteleri katliamlar yaptı, yüz binlerce insan yurtlarından sürüldü ve köyler yıkıldı. Küresel emperyalizmin desteği ve yönlendirmesiyle Filistin toprakları gerçek sahiplerinin elinden zorla alındı. Bu sebeple bugün sandıktan çıkacak yeni bir ismin, İşgal düzenini köklü biçimde değiştireceğini ummak cehalet, en hafif tabirle saflık olacaktır.

Seçimlerde öne çıkan iki siyasi blokun yaklaşık 101 sandalye civarında destek bulması, 120 sandalyeli parlamentonun yaklaşık yüzde 84'üne karşılık geliyor. Elbette bütün seçmenlerin aynı gerekçelerle oy verdiği söylenemez. Ancak bu tablo, İsrail siyasetinde askeri saldırganlığı ve zorbalığı merkeze alan, Filistinlilerin haklarını gasp eden politikaların ne kadar geniş bir siyasi karşılığa sahip olduğunu gösteriyor.

İşgal, soykırım, yıkımlar ve 7 Ekim sonrası Gazze'de yaşanan saldırganlık... Bütün bunlara rağmen katil Netanyahu hâlâ işgalci İsrail'in en güçlü isimlerinden biri. Toplumu, onun tüm bu yaptıklarını onaylıyor. O, dönüştürdüğü İsrail toplumunun bir aynası aslında...

İşgal topraklarında isimlerin değişmesi, soykırım politikalarını kimlerin devam ettireceğini belirliyor sadece... Nitekim 1948'den bugüne İsrail'in siyasi tarihine baktığımızda bunu açıkça görüyoruz.

David Ben-Gurion döneminde yüz binlerce Filistinli topraklarından sürüldü. Filistinlilerin Nakba, yani Büyük Felaket olarak andığı bu süreçte yüzlerce yerleşim yeri boşaltıldı veya yıkıldı. İsrail sınırları içerisinde kalan Filistinliler ise 1966 yılına kadar askerî yönetim altında yaşadı.

Levi Eşkol döneminde, 1967 Savaşı'yla Batı Şeria, Doğu Kudüs, Gazze, Sina ve Golan Tepeleri işgal edildi. Filistin topraklarında yeni bir askeri tahakküm dönemi başladı. Filistin topraklarının gasbına dayanan yasa dışı yerleşim politikaları işgalin kalıcılaştırılmasının araçlarından biri hâline getirildi. Menachem Begin döneminde Lübnan'a yönelik askerî saldırılar ve Filistinlilere karşı sertlik politikaları sürdürüldü.

Ariel Şaron ise İsrail'in saldırganlık tarihinin en karanlık isimlerinden biri olarak hafızalara kazındı. 1982'de Lübnan'daki Sabra ve Şatilla katliamından şahsen sorumluydu. 2000 yılında Mescid-i Aksa çevresine provokatif ziyaretler yaparak bölgedeki gerilim fitilini ateşledi. Başbakanlığı döneminde Batı Şeria'da ağır askerî operasyonlar yürütüldü ve Utanç Duvarı'nın inşasına başlandı.

Bugün Netanyahu döneminde Gazze'de yaşanan korkunç yıkım, bu tarihsel zincirin en ağır halkalarından birini oluşturuyor. Yüz bine yakın insan öldürüldü; çocuklar, kadınlar, sağlık çalışanları, gazeteciler hayatını kaybetti. Hastaneler, okullar, ibadethaneler ve mahalleler harabeye döndü.

Üstelik İsrail'in askerî saldırıları Gazze'yle sınırlı kalmadı. Lübnan, Katar, Suriye, İran ve Yemen de bu saldırganlığın hedefi oldu. Gazze'ye insani yardım ulaştırmaya çalışan sivil deniz girişimlerine yönelik müdahaleler de aynı saldırgan zihniyetin başka bir tezahürüydü.