Temmuz'un sıcağında beklenmedik bir şey oldu. Gökten bardaktan boşanırcasına rahmet inmeye başladı. Devlet büyüklerini yağmurdan korumak için yakındaki kapalı yerlere aldılar. Divanyolu Caddesinde definin yapıldığı yerin tam karşısında bulunan Sadrâzâm Köprülü Mehmet Paşa'nın oğlu Fazıl Ahmet Paşa (1635–1676) tarafından babasının vasiyeti üzerine yaptırılan ve hâlen kütüphane olarak hizmet veren Fuad Köprülü Kütüphanesine ise Sadrâzâm Rauf Paşa ile Hüsrev Paşa alınmıştı.
İşte burada ikili arasında tartışma başladı. Tartışma esnasında Hüsrev Paşa, mühr-ü hümâyûnu 6 yıl, 4 ay, 12 gündür Sadrâzâmlık mâkâmında oturan Rauf Paşa'nın elinden zorla aldı. Bu durum Osmanlı dönemi boyunca devlet geleneğinde yaşanması çok ender olaylardan biriydi. Kendisine haber verilen Sûltân Abdülmecid, bu oldu-bittiye şimdilik sesini çıkarmamayı düşünmüştü.(11 ay 7 gün sonra görevden alacaktır.)
Ancak ülke birden bire bu olayın etkisiyle son derece nâzik bir sürece girdi. Sadrâzâmlık mührünü zorla gasbeden Hüsrev Paş'nın en büyük rakibi Kaptan-ı Deryâ Ahmet Fevzi Paşa, güyâ bu duruma içerleyerek Sûltân II. Mahmud'un binbir zorluklarla dizdiği muhteşem donanmayı Çanakkale'den kaldırdı Mısır-İskenderiye'ye getirerek, Osmanlı Devletine isyan etmiş olan Âsi Mehmed Ali Paşa'ya teslim etti. Âsi Mehmed Ali Paşa bir anda dünyanın sayılı donanmasına sahip olmuştu.
Hâin Ahmed Fâzıl Paşa'nın düşüncesi Mısır Valisi Mehmed Ali Paşa ile birlikte İstanbul'a gelmek ve Sadrâzâm olmaktı.
Sûltân Abdülmecid elinde buna benzer pek çok önemli meseleler olduğu halde, ilk yaptığı icraat; tahta geçtikten 4 ay, 3 gün sonra şaban ayının 24'üne denk gelen 2 Kasım 1839 Cumartesi günü Tanzimat Fermânını ilân etmek oldu. Tanzimat'la birlikte Türkiye, kökten bir yenileşme devresine girmişti. Yapılan törende fermanı ilân etmek Sûltân Abdülmecid'in huzurunda Reşid Paşa'ya düşmüştü.
Törende ayrıca bütün vezirler, kazaskerler, müşirler, diğer mülki, dini ve askeri ricâl, başta Fransiz kralı Louis-Philippe'in Reşid Paşa'nın dostu olan oğlu olmak üzere elçiler ve on binlerce halk hazır bulunmuştu.
Tanzimat'ın ilânından sonra uygulanan politikalar sonucu Mısır meselesi Avrupalı devletlerin müdâhil olmalarıyla karara bağlandı. Rusya ile 1833'te yapılan Hünkâr İskelesi Anlaşması'nın getirdiği riskler 1841 Boğazlar Sözleşmesi'yle ortadan kaldırıldı. Diğer taraftan Rusya ile savaş arenası haline gelen Eflak ve Boğdan meselesi 1849 Baltalimanı Sözleşmesi'yle şimdilik sona erdirilmişti.
Diğer taraftan Avrupa'yı sarsan 1848 devrimleri sırasında özgürlük isteyen Macaristan, Çarlık Rusyası ve Habsburg müşterek orduları tarafından 1849 senesinin Ağustos ayında şiddetle bastırılınca on binlerce Macar, Leh ve İtalyanlardan oluşan mülteci Osmanlı-Türk Devletine sığınmışlardı.
Sûltân Abdülmecid şiddetli Alman ve Rus baskılarına rağmen mültecileri teslim etmedi. Bu durum Osmanlı Devleti'nin Avrupa nezdinde itibarını artırdı. Bundan dolayı 1853 yılında başlayan Osmanlı-Rus Savaşında İngiltere, Fransa ve Piyemonte Krallığı (İtalya Birliğini sağlayan krallık) bu savaşta Rusya'ya karşı Osmanlı'nın yanında yer aldı. Tarihe Kırım Savaşı diye geçen muharebeler zinciri sonunda Rusya mağlup edildi ve 1856 Paris Antlaşması yapıldı.
Abdülmecid Hân Tanzimat Fermanı'nın gereği olarak idarî, adlî, askerî, hukukî ve malî alanlarda pek çok yenilik başlatmıştı. Yönetimde Dîvân-ı Hümâyun önemini kaybettiği için onun yerine meclisleri koydu.
1850'de bu meclislerde ve devletin bütün kurum ve kuruluşlarında görev yapacak memurlara; başta devletin başındaki yöneticiye (Ulü'l-Emr'e) ve devlete sadakatle hizmet edeceklerine dair yemin etme usulü getirildi. (Günümüzde mutlaka yapılmalı)1853 yılında Meclis-i Âlî-yi Tanzimat kurularak Meclis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adliye'nin kanun yapma yetkisi bu meclise devredildi.
1858'de ise memurlar için vazife ve salahiyet kanunu çıkarıldı. 1845'te nüfus sayımı yapıldı ve halka "Mecidiye" denen ilk kimlik belgeleri verildi. Bu belgelere, fesin altında saklandığı için halk arasında "kafa kâğıdı" denilmeye başlandı.
Abdülmecid Hân döneminde imar faaliyetleri de ihmal edilmedi. Boğaz'da yolcu taşımak amacıyla 1854'te Şirket-i Hayriye kuruldu. 1855'te İstanbul ve Edirne arasında ilk telgraf sistemi hizmete girdi. 1849'da Mecidiye Camii, 1853'te Dolmabahçe Sarayı, 1854'te Teşvikiye Camii, 1855'te Beykoz Kasrı ve 1857'de Küçüksu Kasrı yapıldı.
Ayrıca 1845'te çiçek aşısı uygulamaya alındı. Sûltân Abdülmecid Hân'ın annesi Bezmiâlem Vâlide Sûltân tarafından Gureba Hastanesi yaptırıldı. Galata Köprüsü de bu dönemde inşâ edildi.
Bu dönemde adlî alanda da önemli adımlar atıldı. Tanzimat'tan sonra oluşturulan adlî teşkilat, Adliye Nezâreti'ne bağlandı. Şer'î mahkemeler ise Şeyhülislâm'ın faaliyet alanında bırakıldı. 1850'de Ticaret Kanunu, 1858'de Arazi Kanunu hazırlanırken, 1840'taki ilk Ceza Kanunu da 1858'de yeniden düzenlenerek yürürlüğe konuldu.

32