Şanlıurfa'nın İngiliz ve Fransa tarafından işgâli ve kurtuluşu (11 Nisan 1920)
Mondros'tan Urfa işgaline: İngilizler ve Fransızlar, Osmanlı topraklarını böldüğü sırada, halk neden direniş yerine yağmalanmaya izin verdi?
Yazı, Mondros Mütarekesi sonrası İngilizlerin Urfa'yı işgal edişinden, Fransızlara devredilişine kadar olan süreci detaylı anlatmaktadır. Yazar, işgalcilerin asker sayılarının düşük olmasına rağmen şehri kontrol altında tutabilmesini, yerel direniş örgütünün oluşturulmasını ve halkın tepkisini belgelerken, etkili bir işgalin nasıl sağlandığını sorgulamaktadır. Ancak, bu direniş örgütü niçin ilk aylarında etkili bir harekete dönüşemedi?
İngilizler, Çanakkale'de yaraladığımız Agamemnon zırhlısının yaralarını Limni Mondros Limanı'nda görüşülen ateşkes antlaşmasında ortaya koydukları ağır şartlarla sarmaya çalışacaktı. Nihayet antlaşma Agamemnon'da imzalanacak ve Agamemnon gemisi ateşkesin hemen ardından 13 Kasım 1918 yılında İstanbul'a giden İtilaf güçlerine ait 55 gemilik donanmanın öncüsü olacaktır.
Takvimler 30 Ekim 1918 Çarşamba'yı gösterirken; Limni Adası'nın Mondros Limanı'ndaki İngiliz Agememnon savaş gemisinde Birinci Dünya Savaşı gâlipleri adına, Müttefik Kuvvetleri Akdeniz Başkomutanı İngiliz Amirali Sir Arthur Calthorpe, Osmanlı İmparatorluğu adına Bahriye Nâzırı Hüseyin Rauf Bey ve iki tarafın delegeleri son kez bir araya gelmişlerdi.
İngiliz Amirali Calthorpe (Millî Mücâdele döneminde İstanbul'da İngiliz Yüksek Komiseri olarak görev yapan ve 14 Mayıs 1919'da İzmir Valisi İzzet Paşa'ya İzmir'in işgal edileceğine dair nota veren kişi), Hüseyin Rauf Bey'e buz gibi eda ile üzerinde bir türlü anlaşma sağlanamayan oldukça ağır 25 maddelik anlaşma metnini uzattı.
Kendisine uzatılan mütareke metninin içeriğini virgülüne kadar bilen Hüseyin Rauf Bey, bütün askerlik hayatının en küçük düşürücü ânıyla karşı karşıyaydı. Bir kez daha zaman istedi. İngiliz amirali, şerefli geçmişini çok iyi bildiği vakurlu Türk denizcisine alaylı bir gözle baktı baktı ve gâlip olmanın verdiği kibirle konuştu; "Elinizdeki metinde yazan şartlar kayıtsız şartsız yerine getirilecektir. Bu bir teklif değil, geri dönülemez bir karardır."
Durumu telsizden madde madde okuyarak Bâb-ı Âli'ye bildiren Rauf Bey'e "imzala" cevabı gelince, elleri titreyerek mütârekeyi imzaladı.
2 Kasım 1918 tarihli başta Tasvir-i Efkâr olmak üzere Rauf Bey'in gazetelere verdiği buruk beyânda; "İmzaladığımız mütâreke sonucunda devletimizin bağımsızlığı ve saltanatın hakları tamamen kurtarılmıştır. Bu mütâreke yenen ile yenilen arasında imzalanmış olan bir mütâreke değil, belki savaş durumundan çıkmak isteyen iki denk kuvvet arasında imzalanarak çatışmalara son veren bir belge niteliğindedir.."
Aynı gün (2 Kasım) Mondros Mütarekenâmesi, Urfa Mutasarrıflı'ğına tebliğ edildi. Halep'in düşüşü ve Mondros Mütarekesi'nin imzalandığı haberleri, yarım tabur jandarma birliğinden başka askeri birliği bulunmayan Urfa'da, büyük bir korkuya sebep oldu.
Sonunda korktukları başına geldi. Urfa 24 Mart 1919'da 8 otomobil ve bir İngiliz Yarbay Beddy komutasında 400 piyade ile gelen İngilizler tarafından işgâl edildi. Üstelik İngilizler, önceden beri para ve silah vererek kışkırtları asker kılığında yağmacı Ermenileri de getirmişlerdi.
İngilizler önce hükümet binasını kuşattılar. İşgâl komutanı olan Yarbay, vakarla makâmında oturan Urfa Mutasarrafı Nusret Bey'e neden karşılamaya gelmediğini sorunca, Nusret Bey''den; "Haksız olarak memleketi işgâl eden bir kuvveti karşılamak, bir Türk Mutasarrıfına yakışmaz. Misafir olarak gelseydiniz sizi Birecik'te karşılardım" cevabını alır. Bundan dolayı Ermeni tehcirine yardım ettiği gerekçesiyle İstanbul'a çağrılarak 5 Ağustos 1920'de idâm sehpasında şehit edilecektir.
Şehri işgal eden İngiliz askerleri bir taraftan kalacak yer bakmaktadırlar. Gureba Hastanesini gözlerine kestirirler. Vakit kaybetmeden acımasızca hastaları dışarı attırıp hastaneyi işgal ederler. Yetmez komutanları içinde kalabalık ailesiyle yaşayan Mahmut Nedim Bey'in konağını beğenmişlerdir. Mahmut Nedim Bey zorla kapı dışarı edilerek konağa el koyarlar.
Bu durum karşısında Urfa'daki 1'inci Süvari Alayı Komutanı Binbaşı Hüseyin Bey, 6'ıncı Ordunun lağv edilmesiyle yerine kurulan Diyarbakır'daki 13'üncü Kolordu Komutanlığı'na Urfa'nın İngilizler tarafından işgâl edildiğini bildirir. Hüseyin Bey bununla kalmaz, Urfa'nın işgâlini gerektiren bir neden olmadığını dile getiren ve işgâli protesto eden mektubu postasıyla İngiliz Yarbaya elden gönderir. Bundan dolayı süvari alayımız işgâlden 6 gün sonra önce Urfa dışına Karaköprüye, sonra da Karacurun (Hilvan), akabinde Siverek'e sürülür.
İngilizler, Urfa'yı işgal etmişlerdi ancak tedirginlikleri sürüyordu. Özellikle Musul'da hâkimiyetlerini perçinlemek için Urfa'yı sağlama almaya çalışıyorlardı. Halkın kafasını karıştırmak, ümitsizliğe düşürmek için de bölgede müstakil bir Kürdistan kurmak için çalıştılar. Halktan yüz bulamayınca aşiretleri yanlarına almak istediler. Para silah vaatleri işe yaramayınca Urfa'yı Fransızlara teslim etmeye karar verdiler.
Böylece 15 Eylül 1919'da Suriye'de yaptıkları anlaşma ile Urfa'yı 30 Ekim 1919'da Faransızlara teslim ettiler. İngilizler şehri terkederken İngiliz Binbaşı Baros, "Urfalılar iyi insanlardır. Memlekette asayişsizlikten şikâyet edildiği için biz şehri işgâl ettik. Fakat burada hiçbir asayişsizliğin bulunmadığını gördük" şeklinde bir konuşma yapar. Amacı Urfa halkı ileride aşağıya Musul'a sarkarak kendilerini rahatsız etme endişesidir.
Yine de halk İngilizlerin şehri yağmalattıklarını, herkesin gözü önünde Ermenilere silah eğitimi yaptırdıklarını, onlarla birlikte kendilerine cehennemi yaşattıklarını unutmaz. Şehri devrettikleri Fransızlar zâten zûlmün şiddetini daha da artırırlar. Urfa'daki Ermenilerin yaşadığı mahallelere bir taraftan dışarıdan getirdikleri gönüllü Ermenileri yerleştirip, bir taraftan da halka olmadık zulmü yapmaya devam ettirdiler.
URFA'DA MİLLÎ DİRENİŞ (URFA ŞEHRİNİ SAVUNUYOR)
Bu arada Urfa'da şehrin bir an önce düşmandan temizlenmesi fikri herkesin ortak düşüncesi olmuştu. 4/5 Eylül 1919 gecesi Güllüzâde Osman Efendi'nin evinde Ali Rıza Bey ile eşraf ve aydınlardan 12 kişi ile yapılan toplantıda gizli bir cemiyet kurulması karar altına alındı. Ali Rıza Bey cemiyet başkanlığına getirilerek, kurtuluşa kadar mücadele edileceği yolunda Kur'an-ı Kerim üzerine yemin edildi. Urfa Halkı da aralarında onikiler olarak bilinen eşraf ve aydınların etrafında birleştiler.
Bu 12 gözüpek insanlar arasında; Mecli-i İdâre eski azalarından Belediye Reisi Hacı Kâmilzâde Hacı Mustafa Efendi, Barutçuzâde Hacı İmam Efendi, Mahmud Efendi, Polis Komiserliğinden Mustafi Arabikâtibizâde Şakir Efendi, Güllüzâde Osman Efendi, Esnaftan Şellizâde Ali Ağa, Tüccârdan Nebozâde Hacı İmam Efendi, Eşraftan Hacı Bedirağazâde Halil Ağa, Jandarma Tabur mülhakı İzmirli Adil Hulusi Efendi, Takım kumandanlarından Mülazım-ı Evvel Hüseyin Pertev Efendi, Jandarma Çavuşu Sofi oğlu Hacı Mustafa Çavuş, Eşraftan Tüccâr Hacı Kâmilzâde Hacı Mustafa Reşid Efendi vardı.
Arayışlar devam ederken Urfa Mutasarrıflığı, Fransızlar gelmeden önce silahlı önlem alma girişiminde bulunmuş, ancak başarılı olunamamıştı. Şehir tekrar gözden geçirildi.
Urfa'ya gelen Fransız askerleri, Adana'daki 156'ıncı Fransız Tümeni'nin 412'inci Alayı'nın 1'inci Taburu'nu oluşturuyordu. Sayıları 12 subay, 461 askerden müteşekkildi. Urfa'nın giriş ve çıkışındaki önlemlere bakıldığında Siverek yolunda bir manga asker, Suruç yolu üzerinde üç-beş nöbetçi, şehrin Harran yönündeki girişine de 10 kadar asker yerleştirildiği görüldü.
Urfa Postanesi kontrol altındaydı. Şehir merkezinde önemli noktalarda makinalı tüfekler yerleştirilmiş,Fransız ana karargâhı olan hastane ve çevresine siperler kazılmıştı. Fakat asker sayıları düşük kalıyordu.
Urfa'nın işgalinden hemen sonra şehre çeşitli yerlerden Ermeni gönüllüler getirilerek Ermeni mahallesine yerleştirildileri ise dezavantajdı. Üstelik bunların sık sık çıkardıkları olaylara da Türk jandarması müdahale edemiyordu.
Urfa'da mahalle bazlı yerleşim dağılımı ise şu şekildeydi.. Sadece gayr-ı müslimlerin yaşadığı Kenise-i Kebir, Kadıoğlu, Tel-Fütur, Esb Pazarı ve Bıçaklı olmak üzere 5 mahalle vardı. Karışık iç içe yaşanan mahalleler; Göz, Haseki, Nimetullah, Taht-ı Mor, Kameriye, Halilürrahman, İmam Kulu, Tuzeken, Narenci, Meşarikiyye, Hacı Yadigâr, Nur Ali, Pazar Camii, Hoca Ahmed, Ömeriye, Hakim Dede, Cami-i Kebir, Halife, Çakerli, Askeriye ve Karaburç idi ve 21 mahalleden oluşuyordu. Diğer mahallelerin tamamında Müslümanlar oturmakta idi.

17