Zâten, Hint Okyanusu'nda kıyısı bulunan Müslüman Devletlerinin hiçbirinin, Portekiz Donanması ile açık denizde boy ölçüşecek deniz kuvveti de yoktu. Sadece Fâtih ve II. Bâyezid zamanında Hindistan'da hüküm süren devletlere gönderilen subay ve topçu askerleri vardı.
Birçok Müslüman hükümdar, Osmanlı Türkleri'nden olan subayların kumanda ettigi topçu birlikleri ve hassa alayları kullanıyordu. Hindistan'daki bütün topçu sınıfı, Osmanlı Türkleri'nden ibâretti... Hindistan'da Osmanlı Türkleri eksik değildi. Ancak bütün mücâdele denizde geçiyordu ve harp gemilerine ihtiyaç vardı.
Yoksa Hindistan'da hizmet eden Osmanlı Türk'ü Melik Ayaz gibi gözüpek komutanlar vardı, fakat yeterli değildi. Gücerât Şahlığı'nın hizmetinde olan Ayaz Bey, Portekizlilere karşı Gücerât yarımadasının en güneyindeki Diu adasını tahkim etmiş, 1509'da da Diu önlerinde Portekizlileri bozmuş, Portekizliler 7.000 ölü, bir o kadar da esir vererek çekilmişlerdi. Buna benzer lokal başarılar vardı. Ancak Portekizliler her seferinde daha da güçlenerek geliyorlardı. Nehir gibi akan bir ticaret kârını bırakmak niyetinde değillerdi.
Bu haydutluğa karşı ilk hamle Sûltân II. Bâyezid'den geldi. Portekizlilere karşı Hint Okyanusu'ndaki Müslüman ticâretini himâye etsin diye, Memlûk Devletine ait Kızıldeniz'in Akdeniz'e en yakın noktasındaki (Akdeniz'e 100 km.) Süveyş şehrinde Osmanlı teknisyenlerinin nezâretinde 30 harb gemisi yapılması ve Kızıldeniz'de ciddi bir Memlûk donanması kurulması için, meşhur Kemal Reis'le, Mısır'a 300 top, 150 direk, 3.000 kürek, yelken, kereste göndermiş, ayrıca 8 de harb gemisi hediye etmişti.
Yetmemiş, II. Bâyezid Barbaros Kardeşler'in meşhur kaptanlarından Ahmedoğlu Aydın Reîs'i de Mısır'da hüküm süren Memlûk Türk Devletinin hizmetine yollamıştı. Ayrıca Hâmid Reîs'le berâber bir yardım daha yapmıştı. (Memlükler, gönderilen malzemenin parasını ödemek istemişlerse de, II. Bâyezid kabûl etmemişti.)
Yavuz Sûltân Selim dönemine kadar Hint Okyanusu kıyılarından çok uzak olan Türkiye, Yavuz'un cihângir siyâseti sayesinde Türklere bu denizi de açacaktı.
Gerçekten de Yavuz Selim; hem Portekizlilerin Hint Okyanusunda yaptıkları zulmü önlemek, hem de bu muazzam ticaret gelirinden Türkiye'yi ve bölge Müslümanlarını mahrum etmemek için Basra Körfezi ile Kızıldeniz'e hâkim olmayı aklına koymuştu, bunun için de Mısır'ın ve İran'ın fethi gerekiyordu. Harekete geçti.
Yavuz, Mısır'ı 1517'de fethettikten sonra, Kızıldeniz'i eline geçirdi. Çünkü, Hint Okyanusu'nu tutmak için, Kızıldeniz'e ve Yemen'e hâkim olmak îcâb ediyordu. Bunun için teknik donanıma ihtiyaç vardı.
(Gerçi, Memlûk Sûltân'ı Kansu Gavri, hizmetinde çalışan Osmanlı Amirallerinden Hüseyin Reîs'i Kapdân-ı Deryâ tâyin etmiş, o da 1507'de Yemen'in başkenti San'â'yı zabtetmiş, böylece Yemen'i geçici olarak Memlük hâkimiyetine almıştı, ama metbûluktan öte geçememişti.)
Yavuz, bölgeyi fethetmesiyle Kızıldeniz'de Selmân ve Hüseyin Reisler'in kumandasına geçen filoyu, Portekiz mücâdelesi için yeterli görmedi. Süveyş tersânesinde yeni gemiler tezgâha koydurdu. Donanmayı güçlendirdi fakat ömrü vefâ etmedi.
1520'de vefât edince bayrağı devralan oğlu Kânûni, Sadrâzam'ı Dâmâd İbrahim Paşa'yı Kemal Reis'in yiğeni meşhûr Muhyiddin Pîrî Reis'le Mısır'a gönderdi. İbrahim Paşa, Süveyş tersânelerinde yeni gemiler yapılması talimatını verirken o sırada Yemen'de bulunan Selmân Reîs'in de Kahire'ye gelmesini emretti.

16