Kânûni, Mimarbaşı Acem Ali ve Yavuz Selim Camisi. Temel atma 17 Mayıs 1521

(Yavuz gerçekten de bir gün çok şatafatlı göz kamaştırıcı elbiselerle huzuruna gelen genç oğlu Şehzâde Süleyman'a, "Süleyman bu ne haldir annene giyecek bir şey bırakmamışsın" diye tepki göstermesi gösterişe ne denli karşı olduğunu ortay koymaktadır.)

Baharla birlikte sefer ayı olarak bilinen Mayıs'ta hazırlanıldığı üzere Belgrad'ın fethi için yola çıkılacaktı. Ancak önce temel atma işi vardı. Temel atma için mübârek gün olması sebebiyle cuma seçildi. Takvimler 17 Mayıs 1521 Cuma'yı gösterdiğinde Sûltân Süleyman yolun sağına soluna toplanmış halkın, "Maşaallah, sübhanallah" , "Padişahım çok yaşa" nidâları arasında merasim yerine geldi.

26 yaşındaki genç hükümdar, halka dağıtılmak üzere kurban edilecek olan sıra sıra dizilmiş develer ve tosunlara nazar ederek yanında Veziriâzâm Piri Mehmed Paşa, mimarbaşı, Kubbealtı vezirleri ve diğer protokol erbâbı olduğu halde geldi açılacak temelin sınırını belirlemek için çekilmiş ipin başında durdu.

Başını, sağında bulunan bir eli diğerinin üzerinde âdâpla bekleyen Piri Mehmed Paşa'ya doğru çevirip işaretini verdi. Bu, merasim başlasın anlamına geliyordu. Piri Mehmed Paşa "Beli Sûltânım" dedikten sonra o'da öz yeğeni Şeyhülislâm Zenbilli Ali Efendi'ye başıyla işâreti verdi. Bunun üzerine Şeyhülislâm uzun duâsına başladı. Kur'an-ı Kerim tilâvetleri hâfızlar tarafından önceden yapılmıştı.

Duâ bitince ellerinde kazma olanlar protokol sırasına göre belirlenen yerleri kazmaya başladılar. Yine törene katılan her bir kişiye çeşitli hediyeler verilirken, ilk kazmayı vuran genç hükümdar mimarbaşına dönerek; "Her san'atun üstâdı ve her Bî-sütûn'un Ferhâd'ı vardur. Bu kârı mi'mâr ile müşâvere lâzımdur. Bunun lâzım olan amelîsidür, ilmîsi değüldür" demiş ve fethedeceği Belgrad için ertesi gün yola çıkmak üzere tören alanından ayrılmıştı.

Mimarbaşı Acem Ali; Yavuz Sûltân Selim adına temeli atılan caminin inşasına devam ederken. 1539 itbâriyle halefi olacak Mimar Sinan ise ertesi gün Belgrad'ı fethetmek üzere yola çıkacak ordu da yeniçeri olarak görev yapacaktı.

Mimar Sinan Belgrad'ın fethi dışında; 1522 Rodos Seferi'ne katıldıktan sonra "Atlı Sekban", 1526 Mohaç Seferi'nden sonra "Acemioğlan Yayabaşısı", hemen sonrada "Kapıyayabaşısı" olmuş, 1532 Alman Seferi'nde "Zenberekçibaşı", 1536 Bağdat Seferi dönüşünde "Haseki" hemen akabinde "Mimar-haseki" olan Sinan, "Subaşı" vazifesinde iken Mimarbaşı Acem Ali'nin 1539'da vefât'ının ardından Sadrâzâm Lütfi Paşa'nın tavsiyesiyle "Mimarbaşı" olur. 1588'de vefât edene kadar görevine devam edecektir..

Mimarbaşı Acem Ali ise yaptığı mimâri işlerle İstanbul'u Sinan'a hazırlamıştır. 1510'da İstanbul surlarının tamiratını yapmış, Boğazkesen Kalesi olarak bilinen Rumelihisarı'nda bir hamam inşâ etmiştir.

Ayrıca Bâyezid Camii ve Fatih Camisi gibi selatin camilerinin tamiratlarını yapmıştır. 1513 yılı içerisinde katledilen Yavuz'un kardeşlerinin türbelerinin yapımı işi de Acem Ali'ye verilmişti.

Bunlardan başka Topkapı Sarayı'nı çeviren iç surların düzenlemesini yaptığı gibi, Topkapı Sarayı'nın Divanhâne'sini de tamamlar. Bursa, Amasya, Dimetoka'da da imar çalışmaları yapar..

Kısa sürede tamamlanan yapım çalışmaları sonrası 32 metre yüksekliğinde, iç avlu hariç 24,30 metre eninde, 24,30 metre boyunda oturuma sahip Yavuz Selim Câmisi güzel bir eser olarak ortaya çıkmıştır. Yapıda ilk göze çarpanlar; minber, mihrap, minareler, şadırvan, müezzin mahfili ile hünkâr mahfilidir.