Sokaklarda ise savaşın ne mânâya geldiğini anlamayan yükseköğretim talebeleri "Harp, harp" diye bağırarak dolaşıyorlardı.
Diğer bir ihmalle de, Bulgaristan'ın; 13 Mart 1912'de Sırbistan'la, 29 Mayıs 1912'de Yunanistan'la yaptığı ittifak ayyuka çıkmasına rağmen takip edilememiş, ciddiye alınmamıştı. Halbuki Karadağ'ın da katılmasıyla dört küçük devlet, Türkiye'ye karşı kim Nasıl Kiminle Nereden saldıracak, Türkler Balkanlar'dan atıldıktan sonra kim nereyi alacak Bütün bunlar inceden inceye detaylandırılmıştı.
Vakit tamam olunca, 8 Ekim 1912'de Karadağ Prensliği, Türkiye İmparatorluğuna savaş açtı. Bu işaret fişeği idi. Akabinde 18 Ekim 1912'de Bulgaristan ve Sırbistan, birkaç gün sonra da Yunanistan ile savaşa girmiştik bile.
Bu durumda bile Fransa Başbakanı Raymond Poincare'nin söylediği, "Savaşın sonu ne olursa olsun, kim kazanırsa kazansın hiç bir toprak değişikliği olmayacak" yalanına inanmamız ayrı bir gaflet ve gevşekliği beraberinde getirmişti.
Harbiye Nazırlığının beceriksizliği zâten seferberliği geciktirmişti. Terhis edilip Anadolu'ya gönderilen 120 tabur, savaşın sonunda bile yeniden silahaltına alınamayacaktı.
Balkanlar'da askerî durumumuz ise şöyle şekillenmişti. İlk saldırıyı başlatan Karadağ'a karşı kuvvetlerimiz Işkodra'dan ve karşılık verecekti. Sırbistan'a karşı ise Makedonya'yı Ali Rıza Paşa Garb Ordusu ile savunacaktı.
Yunanistan'a karşı Selânik'te bir kolordu ve Yanya kalesindeki kuvvetler hazır bekletiliyordu. Bulgaristan'ı ise 5 kolordudan oluşturduğumuz Şark Ordusuyla Abdullah Paşa karşılayacaktı. Edirne müstahkem mevkiindeki kuvvetler ise Şükrü Paşa'nın emrindeydi.
Avrupa devletlerinin beklentisi; sadece İstanbul, Edirne ve Selanik'teki bir, iki ve üçüncü ordularımızın bile bu dört küçük Balkan devletini kolayca ezmesi yönündeydi. Ama hiçte öyle olmadı.
21 Ekim 1912'de ilk etapta Bulgarlar, Edirne'yi kuşatma altına aldıkları gibi, Edirne ile Kırklareli arasında her ikisine de 33 km. mesâfedeki Süloğlu muharebesini, iki gün sonrada Pınarhisar muhârebesini kazanarak ilerlemelerini sürdürdüler. Akabinde 28 Ekim ve 2 Kasım'da yapılan Lüleburgaz muhârebelerini de kazanınca Kırklareli düştü.
3.025 Bulgar subayın yönettiği Bulgarların iki ordusu 173.326 asker, 146 makineli tüfek, 460 topla bir anda İstanbul'un kapısı konumundaki Çatalca önlerine geldi. Başlarında general Vasif Kutunçev ile general Radko Dimitriev vardı. 316 top, 62 makineli tüfek, 2.395 subay, 138.176 askerle Terkos Gölü ile Büyükçekmece Gölü arasında kurduğumuz savunma hattında onları karşıladık. İstanbul ciddi tehdit altındaydı.
15-19 Kasım'da ki şiddetli çatışmalar ve sonrasındaki hamleler Çatalca hattını aşmaya yetmeyince 3 Aralık 1912 tarihinde ateşkes imzalandı. Ateşkes şartları o sıra Libya'dan çağırılan Kurmay Yarbay Enver Bey (Paşa) ve arkadaşlarını çileden çıkarttı.
Çünkü ateşkes anlaşmasının içeriğinde akıl almaz maddelerden birisi şuydu: "Bulgarlar kuşatma altında tuttukları Edirne'den tren geçirtmek suretiyle Çatalca önlerinde bulunan askerlerine her türlü yiyecek yardımı yapabilecek, ancak Türkler Edirne'de direnen Şükrü Paşa'ya trenle yiyecek gönderemeyecekti."
Diğer taraftan; Sûltân Birinci Murad eliyle 523 yıl önce büyük bir haçlı ordusunu imha ettiğimiz Kosova Sahrasında Sırplar 22 Ekim 1912 günü Garb Ordumuzu bozmuşlar, bir gün sonra da Yenipazar'a girmişlerdi. Üç gün önce de Priştine düşmüştü. Yenipazar'da doğudan gelen Bulgar Kuvvetleri ve batıdan gelen Karadağ birlikleriyle buluşup, 25 Ekim'de İştip, 26 Ekim'de Üsküb'e girdiler. Hemen sonra da Manastır düştü.
6 Kasım'da Sırp-Karadağ'lılar, Yakova'yı, 18 Kasım'da Leş'i, ardından 28 Kasım'da Debre ve aynı gün Adriyatik kıyısında Tirana'nın limanı Drag'ı, birgün sonrada Ohri'yi aldılar. Tirana ve Akçahisar'ın düşmesiyle Arnavutluk'un bütün kuzey kısmı Karadağ Sırplar'ı tarafından işgâl edilmiş oldu.
Ayrıca Yunanlılarda 25 Ekim'de Vistriça'yı geçip Karaferye'yi işgâl etmişler, Vardar'a uzanmışlardı. Adriyatik Kıyısındaki harekâtları 6 Kasım 1912'de aldıkları Preveze'de son bulan Yunanlılar, Veliahd Konstantin idaresindeki kuvvetleriyle Selânik'e yürüdüler.
Selânik'i savunmakla görevli jandarma Tahsin Paşa, tek silâh atmadan, muazzam kolordusunu, bütün silahlarıyla berâber Yunan'a teslim etti. (Bu hizmetlerinden dolayı Yunanlılar oğlu ve kendi adına anıt mezar yaptı. Ulusal kahraman ilân edildi.)
1912 Kasım'da Adriyatik'ten Çatalca'ya bütün toprakları kaybetmiştik. Dayanan sadece İşkodra, Yanya ve Edirne kalmıştı. Edirne'de Şükrü Paşa direndikçe direniyordu.
Bulgarlar'ın 4 şubat ve 10 - 30 mart taarruzları Çatalca önlerinde kesin şekilde ve her iki taraf için de büyük kayıplarla kırılınca, Edirne'ye yüklendiler. Sırplardan istedikleri destek de gelmişti. Sırp General Stepa Stepanoviç 47.275 asker ve 96 topla yardıma gelmiş, Bulgar 2. Ordu Komutanı Nikola İvanov ile General Georgi Vazov komutasındaki 106.425 Bulgar askeriyle birleşmişti.

28