28 Kasım 1544 Rüstem Paşa'nın sadâreti. Veliaht Şehzâde Mustafa'nın boğdurulmasına giden yol
HALİT KANAK
Günlerden 28 Kasım 1544 Cuma idi. O gün; Dünyanın en güçlü ülkesini ve ordularını yöneten "Divân-ı Humâyûn" hiç alışıla gelmemiş bir kavgaya sahne olmuştu. Sadrâzâm Süleyman Paşa ile üçüncü vezir Deli Hüsrev Paşa kavganın taraflarıydı. Ramazan Ayı ortalarıydı Kânûni tereddüt etmeden her ikisini de ânında azletti.
Yine tereddüt göstermeden aynı gün mührü dâmâdı Rüstem Paşa'ya verdi. Bundan sonra Rüstem Paşa'nın 1561'deki ölümüne kadar sürecek (iki yıl hariç) Sadrâzâm'lık görevi başlamış oluyordu..
Rüstem Paşa; Saraybosna yakınlarında Butmir adlı bir köyde doğmuş, ailesi ile birlikte İstanbul'a getirilerek Enderûn'da eğitim verilmiş, buradan Rikab Ağa'sı olarak çıkmıştı. Kânûni'nin 1526'daki dünyanın en kısa ve en kesin zaferi olarak bilinen Mohaç Meydan Muharebesine silahdar olarak katılmış, sonrasında İmrahor'luğa tayin olunmuştu.
Ardından Diyarbakır Beylerbeyi ve Anadolu Beylerbeyliği yaptı. Kubbealtı Vezirliğine çağrıldığında artık o üçüncü vezir olarak Divân-ı Hümâyûn üyesi olmuştu. Bu görevde iken Kânûni Sûltân Süleyman'ın Hürrem'den olma kızı Mihrimah Sûltân ile evlenerek Türk Hâkânı'na dâmât olur. Düğünü Şehzâde Bâyezid ve Şehzâde Cihângir'in sünnet düğünleri ile birlikte 26 Kasım 1539'da İstanbul'da At Meydanında yapılır.
Ancak bu o kadar kolay olmamıştır. Düğün arefesinde birileri Rüstem Paşa'nın cüzzamlı olduğunu Kânûni'nin kulağına fısıldayınca kendisini sarayın hassa hekimlerinden Mehmet Halife'nin önünde bulur.
Mehmet Halife muayene için gönderilen Rüstem Paşa'yı bir heyetin önünde baştan aşağı muayene eder, muayene sırasında paşanın gömleğinde görülen bit sayesinde evlenmesine izin verilir. Çünkü o günlerdeki tıp bilgisine göre bir cüzzamlının üzerinde bit barınamazdı. Bit bulunduğuna göre o cüzzamlı olamazdı.
Hemen halk arasında konuyla ilgili fıkralar üretilmeye başlanır. En meşhûru şu kısa beyittir:
"Olucak bir kişinin bahtı kavî talihi yar.
Kehlesi dâhi mahallinde anın işe yarar."
(Bahtlı adamın üzerinde bit çıksa işine yarar.)
Bu yüzden, tarihçilerin kendisine vermiş oldukları bir diğer isim "Kehle-i İkbal" (ikbal biti) Rüstem Paşa'dır.
Yukarıdan anlatılan paşaların kavgasından sonra Sadrâzâm olan Rüstem Paşa tam manasıyla Kayınvâlidesi Hürrem Sultanın kontrolüne (emrine) girer. Hürrem Sultan'dan izinsiz bir şey yapmaz. Hürrem Sultan'ın öz oğlu Şehzâde Sarı Selim'i padişah yapma hırsına o da kapılır. Ve Veliaht Şehzade Mustafa'ya yapılan korkunç komplonun önemli figürü olur.
Öyleki Sarı Selim'in tahta geçmesi için Veliaht Mustafa'nın ortadan kaldırılması için her şeyi yapmak için gözünü karartmıştır. Hesabını bilmediği parasının gücüyle Şehzâde Mustafa'nın mührünün aynısını kazıtır. Sonra da Veliaht Şehzâde'nin ağızından İran Şâhı Tahmasb'a mektup yazar sahte mühürle mühürlettikten sonra da Şâh'a gönderir.
Güyâ Şâhtan babasını tahttan uzaklaştırıp yerine geçmek için asker istemektedir. Şâh da inanır. Beklediği fırsatı yakaladığını düşünür. Çünkü öz kardeşleri Elkas Mirza ile Sam Mirza Kânûni'ye sığınmış, bir tanesi şii'liği bırakıp Sünni olmuştu. Bunun rövanşını almak düşüncesiyle her türlü yardıma hazır olduğunu içeren mektubunu yazıp gönderir. Fakat pusuda bekleyen Rüstem Paşa'nın adamları İran Şâhı'nın kuryesini yakalayıp elindeki mektubu alırlar ve doğruca Kânûni'ye götürürler.
Hürrem taraftarları tarafından sürekli Şehzâde Mustafa aleyhinde yayılan söylentilere her seferinde "Mustafam'a güvenirim bu dedikodulara inanmam" diyen Kânûni, bu mektup karşısında dâhi; "Hâşâ ki, Mustafa Hân'ım bu küstahlığa cüret ede. Zinhar bu sözü bir dâhi lisâna getirmeyin" diyerek tepki vermiştir.
Ancak, Rüstem Paşa işi buraya kadar getirdikten sonra Veliaht Mustafa'yı ortadan kaldırmaya mecburdu. Yoksa kendisi ve ekibi imha edileceklerdi. Fitnelerine devam ettiler. Nihâyet Cihân Padişahı Kânûni'yi önce şüpheye düşürmeye muvaffak oldular, sonra da Şehzâde Mustafa'nın ihânet ederek can düşmanı İran Şâhı Tahmasb'la iş tuttuğuna kanaat getirttirerek katl fermânını aldılar.

17