27 Şubat 1898 Ad gününde Fenerbahçe Kulübü Başkanı Şehzâde Ömer Faruk Efendi

27 Şubat 1898 Ad gününde Fenerbahçe Kulübü Başkanı Şehzâde Ömer Faruk Efendi
HALİT KANAK

Şehit edilen Sûltân Abdülaziz'in torunu ve son Halife Abdülmecid Efendi'nin de oğluydu. 27 Şubat 1898'de İstanbul'da dünyaya geldiğinde kulaklarına ezan ve salâ ile birlikte Ömer Fâruk ismi okundu. Ömer Faruk Efendi aldığı özel eğitiminin yanısıra ilk-orta-lise eğitimi verilen Galatasaray Lisesinde eski adıyla Mekteb-i Sûltânî ile Enver Paşa'nın Ihlamur Kasrında açtığı ve14 yaşına kadar şehzâdelerin eğitim alması zorunlu olan "Şehzâdeler Okulu'nda"eğitim gördü.

Ardından Almanya'da Potsdam Askeri Akademisi'nde okudu subay oldu. İmparator II. Wilhelm'in hassa hussar (süvari) alayında staj yaptıktan sonra, birinci dünya savaşında Almanlar ile beraber Fransa cephesindeki her iki taraftan 100 binlerce askerin öldüğü meşhur Verdun savaşına katıldı, sonra Türkiye'ye döndü.

Askere moral olsun diye Enver Paşa tarafından Çanakkale ve Galiçya Cephelerine de götürüldü. Özellikle Çanakkale'de 12 metre mesafedeki düşman siperleri karşısında Enver Paşa'nın ayakta bir o tarafa, bir bu tarafa giderek emirler yağdırdığını görünce cesaretine hayran kalmış, buda onu kamçılamıştı.

Diğer şehzâdelerden farklı olarak eğer ki bir gün tahta çıkacak olursa ataları gibi savaş meydanlarında ordularının başında cihat etmeyi hedefine koymuştu.

Sûltân Reşad İstanbul'u ziyaret eden Alman İmparatoru II. Willhem tarafından ülkesine dâvet edildiğinde rahatsızlığı nedeniyle kendi yerine vekâleten 15 Aralık 1917-4 Ocak 1918 tarihleri arasında Veliaht Şehzâde Vahdettin'i gönderdiğin de yanında yine Şehzâde Ömer Faruk Efendi vardı.

(O sıra görevlendirildiği Filistin cephesi ordu komutanlığından 2 Ekim 1917'de istifâ edip gelen Mustafa Kemal için ya tekrar Filistin görevine döner, yada bir daha asla kıt'a görevi vermeyeceğini, bundan böyle geri hizmet görevi vereceğini söyleyen Enver Paşa, geri hizmet işi olarak bu gezide Veliaht Şehzâde Vahdettine yâver olarak Mustafa Kemal'i de görevlendirmiştir. Mustafa Kemal Paşa yeniden görev isteyince 5 Ağustos 1918'de Filistin'de eski görevine gönderilir.)

1877-78 Rus savaşında elimizden çıkan ve Kıbrıs'ın iâde şartı Batum Enver Paşa tarafından yeniden Türk toprağı yapıldığında Enver Paşa ile birlikte Nisan 1918'de 40 yıl önce elimizden çıkan Batum'a yine Enver Paşa tarafından götürülmüş, halkın Enver Paşa'ya bitmek bilmeyen tezahüratları arasında Enver Paşa ile cuma namazı kılmıştı. (İngilizler Berlin Antlaşmasında Kars-Ardahan-Batum'un Osmanlı-Türk Devletine yeniden katıldığında Kıbrıs'ı iâde edeceğine söz vermişti. Enver Paşa bunun üzerine her üç şehrinde Türk toprağı olmasını sağladı. Ancak İngilizler sözünde durmadı.)

Fakat birinci dünya savaşının sonu Şehzâde'nin umduğu gibi gitmedi. Almanya İle müttefiklerimiz yenildi diye bizde yenik sayıldığımız birinci dünya savaşı bittiğinde 1907 yılında kurulan Fenerbahçe Spor Kulübüne 1919'da Refik Ahmed Nuri Sekizinci'nin yerine işgâl altındaki İstanbul'da başkan olur. Yaşı 21'dir ancak birinci dünya savaşı'nda yaşayabileceği bütün hayat tecrübelerini yaşamıştır.

1920 Nisanı'ın da; vefât eden Sûltân Reşad'ın yerine tahta geçen zamanın hükümdarı babasının amcaoğlu Sûltân Vahideddin'in başta İran Şâh'ı Ahmed Şâh Kaçar, Mustafa Kemal Paşa, Müşir Ahmed Paşa'nın yeğeni Mehmed Ali Bey olmak üzere askerler, diplomatlar ve daha başkalarının tâlip olduğu ve kendisinden 4 yaş büyük kızı Sabiha Sûltân ile Dr. Mazhar Osman'la birlikte Yeşilay'ı kuran Şeyhülislâm Haydarizâde İbrâhim Efendi'nin kıydığı nikah ile evlenir.

10 ay sonra 4 Şubat 1921'de ilk çocukları Fatma Neslişah Sûltân dünyaya gelir. Bu güzel torunlarına ismini iki dünür olan Sûltân Vahdettin ile Veliaht Şehzâde Abdülmecid Efendi verir. (Fatma adını Sûltân Vahideddin, Neslişah ismini ise Abdülmecid Efendi koymuştur.)

Ondan sonra İstanbul'da 12 Eylül 1923'te doğan Zehra Hanzâde Sûltân ile Fransa/Nice'te 15 Mart 1926'da doğacak Hibetullah Necla Sûltân adlı iki kızı daha olacaktır.

Hanzâde henüz üç aylık olmadan Ömer Faruk Efendi babasının onayıyla gizlice Anadolu'ya giderek millî mücâdeleye katılmak ister. 26 Nisan 1921'de bir geminin ambarında seyahat ederek İnebolu'ya gider. Anadolu onu bağrına basar. Ancak çok iyi tanıştığı Mustafa Kemal Paşa kendisinin İstanbul'da durmasının daha uygun olacağını bildiren bir telgraf çekerek Ankara'ya kabûl edemeyeceklerini ve geri dönmesini ister. Şehzâde istemeyerek geri döner.

Bir yıl sonrada 1 Kasım 1922'de Saltanat kaldırılır. Yetmez, bütün şehzâde ve damatların ordudan atıldığı ilân edilir. Mesleğini çok seven, büyük bir tutkuyla yapan ve hakikaten çok iyi bir asker olan şehzâde Ömer Faruk Efendi bu habere çok üzülür. 17 gün sonra babası Abdülmecid'in TBMM tarafından İslâm Halifesi seçilmesi moralini düzeltmiş gibi olsada, sonun nereye gideceğini bilmediği için karamsarlığı epey bir müddet devam eder.

Bu durum başkanı oluğu Fenerbahçe'nin İşgâl kuvvetlerinin ortak muhafız takımını yeninceye kadar da sürer. Galatasaray, Beşiktaş, Gençlerbirliği, Trabzonspor vs. gibi bütün güzide takımlarımızın şanlı tarihlerinde önemli günleri olduğu gibi; Fenerbahçe'nin de şanlı tarihinin en önemli günlerinden birisi İstanbul işgâl kuvvetlerini 2-1 yendikleri maçtır.

Bu sonuç kulübün başkanı olarak kendisini çok mutlu eder. Olay şöyle gelişir:

Fenerbahçe Kulübü Coldstream takımından bir maç dâveti alır. Dâvet yazısında eğer müsabakada Fenerbahçe gâlip gelirse bir de kupa hediye edileceği bildirilmektedir. Bu bir nevi kupa maçıdır. Hazırlanan kupa 1 metre büyüklüğündedir üstelik gümüşten yapılmıştır.

Dâveti yapan Coldstream takımı kuralıda kendisi koymuştur. Bu kupa maçı olduğu için kendileri Grenadier Guards ve Irish Guards takımlarından oluşan güçlü bir karma ile sahaya çıkacaklarını, Fenerbahçe'de isterse diğer takımlardan oyuncu alabileceğini söyler. Ömer Faruk Efendi bunu kabûl etmez. İki oyuncularının sakat, maçında özel olmasına rağmen diğer takımlardan oyuncu almak istemez. Çünkü ortak takım çıkarsa mağlubiyet durumunda yenilen Türkiye olacaktır. İşgâlcilere bu fırsatı vermek istemez.

Maça çok büyük önem veren İngilizler bununla da kalmaz. Kendi profesyonelleri yetmediği gibi; Malta, Cebelitarık ve Mısır'dan dört profesyonel futbolcu daha getirtmiş, üstelik Malta Valisi Lord Herbert Plumer'i de maça çağırmışlardır.

Taksim'deki Topçu Kışlası'nda ki maçta 29 Haziran 1923 Cuma'ya alınmıştır. Bu arada Lozan görüşmeleri devam etmektedir. İngilizler anlaşmaya koydurdukları 20. Maddede ki Kıbrıs'ın ilhâkı gibi maddeleri imzalattırdıktan sonra kuvvetlerini İstanbul'dan çekmeye hazırlanmakta, giderayakta güyâ Türklere ders vermek istemektedirler.

Gazete haberleri maça ilgiyi de artırmıştır. Maç, çok büyük bir seyirci topluluğu önünde gerçekleşir. İşgâl kuvvetleri komutanı General Harington Malta Valisi ile birlikte yerlerini almışlardır. İngilizler sahaya muhafızlar karması takımı olarak çıkarlar. Fenerbahçe ise; Şekip Kulaksızoğlu, Hasan Kamil Sporel, Cafer Çağatay, Kadri Göktulga, İsmet Uluğ, Fahir Yeniçay, Sabih Arca, Bedri Gürsoy, Ömer Tanyeri, Zeki Rıza Sporel ve Alaaddin Baydar'dan oluşan kadrosuyla sahaya çıkar.

Maç İngiliz hakemin düdüğü İle başlar. İngilizler ilk yarıda Malta'dan getirtilen İskoç uyruklu forvet Willie Ferguson'ın 30. dakikada attığı golle 1-0 öne geçerek devre arasına bu skorla gider.

İkinci yarıda Fenerbahçe kontrolü ele alır. "Döneminin olağanüstü golcüsü" olarak tanımlanan Zeki Rıza Sporel, 61. dakikada beraberlik golünü kaydeder. Ancak esas kıyâmet 74'üncü dakikada kopar. Sahnede yine Zeki vardır. Alaattin'nin pasıyla attığı gâlibiyet golü aynı zamanda maçın skorunu belirler. (Zeki; 1923 te 2-2' lik ilk milli maçta Romanya'ya 2 gölümüzü atan 1955'te Fenerbahçe'ye başkan olacak isimdir.)

Yer yerinden oynamış alkışlar dakikalarca kesilmemiş, binlerce fes havada uçmuştur. Gazetelerin ortak manşeti: "Daha önce atılmış hiçbir gol bu derece içten ve coşkuyla alkışlanmamıştır" olmuştu.

İngiliz hakemin "taraflı" tutumuna rağmen, Fenerbahçe İngilizler'i hezimete uğratarak kupayı aldığında İstanbul'da da yer yerinden oynar. Kupa Fenerbahçe kaptanı Hasan Kâmil Sporel'in elinde, Hasan Kâmil ve bütün oyuncular İstanbul halkının omuzunda yükselmiş, kâfile büyük bir coşku ve Türk Bayraklarıyla Tünel'e kadar mânidar bir yürüyüş yaparlar.

Bu mânidar yürüyüş aynı zamanda; 13 Kasım 1918 İstanbul'un itilaf devletleri tarafından işgâlinden sonra 8 Şubat 1919'da Şişhâne'den atıyla Türk Bayrağını çiğneyerek Tünel'e gelen ve oradan yollara dökülmüş gayr-ı müslimlerin haykırışları arasından Taksim'de Fransız Elçiliğine kadar atıyla yürüyen işgâl kuvvetleri komutanı Fransız Mareşal Franchet d'Esperey'e verilen tokat gibi cevap olmuştur. (Zâten üç ay sonra son işgâlci birlik 4 Ekim 1923'te İstanbul'u terkedecek, Türk Askeri 6 Ekim'de İstanbul'a girecektir.)

Fenerbahçe gâlibiyeti, ardından İşgâlcilerin İstanbul'u terketmeleri hepsi güzel şeylerdi ve çabuk bitti. 9 ay sonra 1924'ün Mart Ayı başında Hânedan üyelerininin yurtdışı edilmeleri kararıyla Şehzâde Ömer Faruk Efendi bir kez daha yıkıldı. Ailesiyle birlikte önce İsviçre'ye, sonrada Fransa'nın Nice Şehrine yerleşti. 1926'da kayınpederi Sûltân Vahideddin San-Remo'da vefat edince cenaze işlemleriyle Ömer Faruk Efendi ilgilendi. Türkiye cenâzeyi kabûl etmiyordu. Türkiye dışında Malezya, Endonezya, Pakistan, Kuzey Afrika ve Ortadoğu'da ki İslâm Ülkeleri ile bütün Türk Dünyası kominist bolşevikler ve emperyalist batının işgâl altındaydı ve baskıya mârûz kaldıklarından son Osmanlı Türk Sûltân'ı Vahideddin hiç bir yere kabûl edilmiyordu.