Yazar, iki kısa hikayeyle gerçek zenginliğin maddi değil, imansal ve manevi temellere dayandığını ileri sürmektedir. Bu iddayı desteklemek için, bir borçlunun zengin bir adamdan para almamayı tercih ederek Allah'a güvenini seçmesini ve bir derviş kıssasında sabrın belanın karşısına edepli dikilmek anlamını kullanmaktadır. Ancak yazarın sunduğu mutlak çözümlerin, ekonomik sıkıntılar ve sosyal yoksulluk karşısında ne kadar işlevsel olduğu tartışmaya açık değil mi?
Zengin bir adam, akşam yemeğinden sonra yürüyüşe çıkar. Şehrin sokaklarında biraz dolaştıktan sonra, iki rekât namaz kılmak için bir mescide girer...
Namazını kılarken, mescidin bir köşesinden gelen hıçkırık sesleri dikkatini çeker. Başını çevirir... Bir adam, gözyaşları içinde, kalbi parçalanmış gibi ağlamaktadır. Dayanamaz, yanına yaklaşır ve sorar:
"Hayırdır kardeşim, seni bu kadar ağlatan nedir"
Adam titreyen bir sesle cevap verir: "Şu kadar borcum var... Ödeyemiyorum. Kimsem yok... Rabbime yalvarıyorum, bana bir kapı açsın diye..."
Zengin adam bir an duraksar... Sonra cebine uzanır, parayı çıkarır ve adama uzatır:
"Al kardeşim, borcunu kapat. Bu da kartım... Bir daha ihtiyacın olursa beni ara."
Adam parayı alır... Ama kartı geri uzatır.
Zengin adam şaşırır:
"Neden kartı almıyorsun"
Adam gözlerini siler, derin bir nefes alır ve öyle bir cevap verir ki... kalbe dokunur;
"Eğer bir daha borçlanırsam, yine Allah'a yalvarırım... Seni aramam. Çünkü O, seni bana gönderdi... Dilerse başkasını da gönderir."
İşte o an...
Zengin adam susar.
Kalbi titrer.
Ve belki de o güne kadar hiç düşünmediği bir gerçeği anlar; Asıl zenginlik, parayla değil, Allah'a olan güvenle ölçülür.

7