Ben yolda yürürken kedilere, köpeklere, martılara, ağaçlara, çiçeklere selam verir, bazen takılır bazen de iltifat ederim. Bittabi insanlara da... Hak etsin etmesin, değsin değmesin, görsün görmesin. Tavsiye ederim...
Babayla oğul yolda yürüyorlardı ve tam o sırada da karşı kaldırımdan gözleri görmeyen bir adam geçiyordu.
Baba adama gülümsedi.
Çocuk babanın bu hareketine bir anlam verememişti.
"O seni hiç görmedi baba. Neden gülümsedin ki" diye sordu.
Baba çocuğunun başını okşadı "Doğru söylüyorsun." dedi "O beni görmedi ama ben onu gördüm!"
Uzun bir yürüyüşün sonunda göle vardıklarında, çocuk yerde bulduğu taşları neşe içinde göle atmaya başladı.
Taşlar gölün içine düştükçe, suyun etrafında, önce küçükten başlayan ve sonra giderek büyüyen daireler oluşturuyordu.
Baba çocuğunu yanına çağırdı.
Ondan suya bir taş daha atmasını ama bu sefer taşın düştüğü noktaya ve etrafında oluşan dalgalara dikkatlice bakmasını istedi.
Çocuk büyük bir keyifle babasının dediğini yaptı.
Attığı taş gölün suyuna değer değmez yine büyüyen daireler oluşturmuştu.
Çocuk dönüp, heyecan ve merakla babasına baktı.
Babası yere çömeldi.
Şimdi oğluyla aynı boydaydı.
"Bak oğlum dedi" baba. "Kalbimize giren her duygu işte bu taş gibidir. Mutluluk, endişe, korku, üzüntü, umutsuzluk, sevinç, keder, kaygı, sevgi... Bu saydıklarımın hepsini göle attığın taşlar gibi düşün. Nasıl ki bu taşlar suya değer değmez daireler oluşturuyor ve o daireler gitgide büyüyor, işte, bizim kalbimize düşen her duygu da böyle, genişler ve çevresine yayılır. Böylece, sadece sana değil, etrafındakilere, sevdiklerine, mahallene, yaşadığın kente, ülkene, dünyaya ulaşır. Kalbine düşen taş yani duygu ağır ağır senin içine gömülür ve gömüldükçe büyür. Sen taş kayboldu gitti sanırsın ama aslında o taş ait olduğu yere varmaktadır. Kalbine düşen her duygu özüne vardığında oraya kök salar. Seviyorsan, sevgin o taştır, nefret ediyorsan, nefretin yine o taştır." dedi ve devam etti:

10