Hayatınızda en önemli iki gün, doğduğunuz gün ve neden doğduğunuzu öğrendiğiniz gündür. – Mark Twain
Biz bu dünyaya sahip olmak için değil; emanet taşımak için geliyoruz. Emanet de bir insana verilecek en büyük sorumluluk.
Bize verilen can, bir emanettir.
Nefes alıp verdiğimiz her an, kıymeti çoğu zaman fark edilmeyen bir emanettir.
Ruh bir emanettir; kirletmeden, karartmadan korumamız gereken...
Akıl da bir emanet; doğruyu yanlıştan ayırabilmek, hakikati arayabilmek için verilmiştir.
Sağlık bir emanet. İnsan, çoğu zaman onu kaybetmeye yaklaşınca değerini anladığı.
Zaman bir emanet. Geri getirilemeyen, satın alınamayan, biriktirilemeyen en büyük sermaye...
Fikir bir emanet. Düşünce, insanı yükseltebildiği gibi yanlış kullanıldığında hem kendisine hem çevresine zarar verebilir.
Hayat bir emanet... Yol bir emanet...Yürüdüğümüz yolların, verdiğimiz kararların, bıraktığımız izlerin bir sorumluluğu var.
İnsan da insana emanettir. Bir dostun güveni, bir çocuğun masumiyeti, bir yaşlının duası, bir komşunun hatırı... Bunlar hafife alınacak şeyler değildir. Çünkü güven, yıllar içinde kurulur; bazen bir anlık ihmal ile yıkılır.
Çevre de emanet.
Üzerinde yaşadığımız toprak, gölgesinde dinlendiğimiz ağaç, içtiğimiz su, soluduğumuz hava... Bunlar yalnızca bugünün değil, yarının da hakkıdır.
Namus bir emanettir. Sadece kişinin kendisine ait bir değer değil; ailesine, toplumuna ve vicdanına karşı taşıdığı bir sorumluluktur.
Utanmak da bir emanettir. İnsanlığı koruyan ince bir perde gibidir. Yanlış karşısında yüzü kızarmayan, yaptığına hesap vermeyen bir toplum zamanla duyarlılığını kaybeder.
Ve uyanmak...
Belki de bütün emanetlerin başında gelen budur.
İnsanın kendine uyanması...

5