Yazar, hakikatin gürültüye ihtiyacı olmadığını, ikna etme çabasının yerine inanmışlarla yol almak gerektiğini savunuyor. İkna edilenlerin her zaman bir fiyatı olduğunu, ancak samimi olanların satın alınamayacağını vurguluyor. Doğru sözü söylemenin maliyetli olduğunu kabul etse de, çekirdek sorusu: kimin gerçekten inanmış, kimin para için konuştuğunu ayırt etmek mümkün müdür?
Neyi nerede aradığımıza dikkat etmek gerek.
Ahırda misk kokusu bulunmaz...
Zaten olmaz!
Hakikat satan, pazarda tezgâh açmaz mirim...
Hem hakikat satılmaz, dağıtılır!
Ne demiş irfan ehli;
"Yalan gürültü çıkarır,
hakikat ise daima sessizdir!"
***
Unutma, her şeyin müşterisi kendi kalitesine göredir!
Hakikatin, gürültüye patırtıya ihtiyacı yoktur.
Pazarcı bağırır, sarrafın bağırdığı nerede görülmüş
Ki hakikatin sesi sükûtta gizlidir!
Ama onu duyan 'hakiki sağırlar' işitemez!
***
Doğrulardan ayrılıp doğruluktan şaşma!
Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlarmış.
Bunu, gözü köyde olanlar düşünsün!
Hakikati söyleyenin, dobranın, doğrucunun dostu azdır!
Çünkü o, ne insanların keyfine göre konuşur,
Ne de nabza göre şerbet verir!
Ne demiş şair;
"İkna edilmişlerle yola çıkılmaz!
Yola, inanmışlarla çıkılır!"
Demem o ki;
Kimseyi ikna etmeye çalışma:
Bugün senin ikna ettiklerini yarın başkaları ikna edebilir!

16