Şeref!

Edep ve ahlak konulu söylemlerin ağızlara yakıştığı yıllarda, yaşlı adamlar beyaz sakallarını okşayarak gençlere bir şeyler anlatır ve hayatın derin uçurumlarını işaret ederdi.

"Malınız mülkünüz apoletiniz uçar gider, geride sadece isminiz kalır! Şerefli bir isim bırakmak en anlamlı mirastır!"

Sonraki yıllarda emanet aldığı değerleri gelecek nesillere daha güzel şekilde teslim etmek şerefini reddedenler çıktı. Er niyetine parasız ama onurlu olmakla, şerefsizliğin her niyetine eğilen zibidi olmak arasındaki fark ortada! Satılmış bir şeref ne kadar ucuza gitse de değerinden fazlasına gitti ama işin en acı yanı itibar bile gördü!

Dik durmak insanın omurgasıdır. O yüzden alçaklara inat rüzgarla buluşan tepeleri seviyoruz hala. Çocukluk yıllarımızda en çok dinlenen türküydü; "gül ağacı değilim her gelene eğilem." O türküyle büyüyenler yere düşen ömrünü bile eğilip almadı da şerefsizliğe mi eğilecek!

Ekmeğin okkayla tartıldığı siyah beyaz yıllara inat, şimdi tek kefeli teraziler cukkayı tartıyor!

Dalkavuklar için yağ kazanları her mevsim restore edilirken, kir yürekte birikiyor ama cepteki mevduat da artıyor.

Para için yapılmadık soysuzluk bırakmayan karaktersiz insanların bol olduğu sanat aleminde az bulunur bir şeydir haysiyet! İte kopuğa bile yıldız muamelesi yapan şimdiki zamana inat, gökyüzünde yalnız gezen yıldızları özletiyor hayat!

"Elime düştün" duygusu el uzatmaktan değerli. Kendinden daha güçsüze gücünün yettiğini göstermek erkeklikse, "erkeklik öldü mü abiler" diye sormanın anlamı yok. Öldü! Mahallede uyuşturucu satanlara seyirci kalırken öldü. Para için ruhunu bile satarken öldü.

Şimdi kenarda köşede eski tüfekler vardır da onlar kan kusar ama kimsenin anasını ağlatmazlar. Görürseniz sorun onlara; "bir şerefsizin lüks yatında halay çekmekle, haklı bir davada kurşuna dizilmek arasında nasıl bir yer ayırırdınız kendinize" Gözlerini bile bağlatmazlar!

MUTLULUK TAKVİMİ
Güneşin doğuşunu izle.
Ne yaparsan kalbinle yap.