Tanımaktan onur duyduğum özel biriydi Kadir İnanır. Yıllarca fotoğrafını çektim, söyleşiler yaptım. Kendi doğrularına hiç yanlış yapmayan keyifli bir adamdı.
"Hiddetini en çok, sevincini en az gösteren biri olarak biliniyorsun" diye sorduğumda aldığım cevabı hatırlıyorum. "Evet, çünkü dürüst bir adamım ben."
Yüzündeki sert hatlara karşılık "sinemanın en güzel gülen adamı" olarak anıldı hep. Bir söyleşimden sonra bu gülüşüne şairane süsleme yapmıştım. "Yedi renkli gülen adam!"
Onca şöhretine ve karizmasına karşılık, hayatın paydos saatlerinde kendine dönük yaşardı.
Seçtiği senaryolarda özellikle komşuluk, Tanrı misafiri ve delikanlılık gibi değerlerin konulmasını şart koşardı. Hiçbir şeyden lafını esirgemedi. Kullandığı sözcüklerin her zaman bir anlamı vardı da başkalarının duyamadığı duyardı. Martıların çığlıklarındaki mesajı mesela. "Martılar açlıktan haykırıyorsa onlara cevap vereceksin!" Bebek sahilinde söyleşi yaparken, martılara o cevabı verdiğine şahitlik ettim.
Futbol sevdalısıydı. Dünyayı üç kez dolaştığını biliyorum, Dünya Kupası finallerini 8 kez canlı olarak yerinde izlemişti. Sosyal medyanın hayata egemen olmadığı dönemde günde 12 gazete okuyordu. Özel olarak takip ettiği yazarlar vardı.
"Futbolun ekonomisini kimse benimle tartışamaz" diye iddialı bir cümlesini hatırlıyorum.
30 yıllık günlüklerini bir kitap olarak yayınlama projesi olmuştu. Bir yazar grubu bu arşivi alacak, düzenleyecek ve bir kitap olarak yayınlanacaktı. Son konuştuğumuzda yayınevi sahibinin gerçek isimlerin kullanılmasına rıza göstermemesine karşı "saklanacak bir şey yok" gerçeğiyle dik durdu ve 30 yıllık günlükler de tarihe gömüldü.
Görkemli tarihini alnına yazmış bir sanat adamı değildi sadece, hayatın da işçisiydi. Son görüşmemizde;
"ben asla yaşlanmayacağım" demişti.
Çekilen fotoğraflarına eşlik eden kanıtlar koymuştu önüme. "Çünkü, kalbinin içini tertemiz tuttuğun zaman, o duygular yüze vuruyor. Eğer içinde pislik varsa yüzüne vuruyorsa, o zaman yaşlanıyor ve çirkinleşiyorsun."

10