Kadın!

Çocukluğumun garip mahallesinde inşaatlarda çalışan Kürt delikanlılar olurdu da yüzlerinden boncuk boncuk ter damlarken su verirdik onlar istemeden. İlk selamı onlar verirdi.
Kimse kimseye "nerelisin" diye sormazdı. Hepimiz bu toprakların soyundandık. Suyundan ya da havasından bir şeyler çekerdi bizleri birbirimize.

Kürt çocuklarıyla adaştık arkadaştık. Bizleri mahallenin ortasındaki toprak sahalarda buluşturan sevdanın adı futboldu, memleketti. Tek öğünle karnımız doyardı da üç öğün paylaşırdık hüznümüzü. Kürt böreğimiz vardı, hepimizde gizli kalmış Kürt inadı!

Sefaletin kıyılarında birlikte gezinirdik. Kekik kokulu baharları aynı anda hissederken, aynı toprağın çocuklarıydık. Nimetlerin yoksulu, zahmetlerin zengini.

O yüzden mertliğin enayisi olmayı gurur saydık. Birbirine bakan resimlerimiz, kardeş olmuş isimlerimiz varsa, sevdanın anayurdu insanlara birbirini sevmeyi buyurduğu içindir.

Çocukluğumda yoksul ama onurlu hayatı tanımış çok sevmiştim. Özne yere düşeni kaldırmaktı düşenin üzerine basmak değil. Mesele çocuk, mesele kadın olduğunda kıyameti koparmaktı. Biz öyle gördük.

O yüzden hala çocukluğumun dilini arıyorum, organik insanlığın elini. Ve hala nostaljik gezintilerim sürüyor.

Ülkemin her yerinde ne kadınlar vardır rahmetli anneme benzer.

Hepsi de hayata karşı direnen kadınlardır. Çerçevedeki eski fotoğrafların yenisini çektiremeyen ama çilenin her türlüsünü çeken kadınlardır onlar. Kitap okur dünyayı sırtında taşırlar.
Okula gitmesine izin verilmeyen çocukları için ayağa kalkıp, ağalara törelere karşı direnirken hayatını ortaya koyan yürekli kadınlardır onlar. Onların yağmuru gözlerinin yere bakması, onların yağmuru gözyaşının kalbe akmasıdır.

Bir insanın nereli olduğu, nasıl bir kimliğe sahip olduğunun bizim için zerre kadar önemi yok. Bizler insanlar adına ayrımcılık yapmamayı ve hüviyete bakmamayı çocukken öğrendik.

O yüzden kadınlığı zarif dille yüceltenleri severiz.
Yoksa şakası bile kötü!

MUTLULUK TAKVİMİ
Şaka bile olsa kimseyi aşağılama.
Bir ağacın gölgesine uzan.