Hatıralar!

Hakkı Yalçın
12.02.2026
10

Bu köşede yazmaya başladığım 1995 yılında bir mahkeme sahnesini dile getirmiştim. 72 yaşındaki anne, kan davasından katil olan ve ağır ceza alan 56 yaşındaki oğlunu hapse gönderirken jandarmalara yalvarmıştı. "Ne olur bırakın bir kez öpeyim." Mesele evlat olduğunda, görmesine yardımcı olan gözlüklerine bile ihtiyacı olmadığını düşündüğüm 72 yaşındaki annenin duygularına mahsuben, "analar oğullarını kokusundan tanır!" diye yazmıştım. Sarılmasına izin verilmese de!

***

Yıllar önce Sirkeci Garı'nın önünde döner büfelerini seyreden bir adam tanımıştım. Açlığı ve sefaleti her halinden belliydi. Birlikte bir büfeye ilişmiştik, yarım ekmek döner yanında ayran. Öylesine iştahlıydı ki hayatın oltasına takılan balığı yemişti sanki. Sivas'tan gelmişti de 4 kötü ay geçirmişti İstanbul'da. "Bakma böyle olduğuma" demişti, "çok kitap okudum." Giderken söylediği sözü hatırlıyorum; "Denizde bir balığın yokluğu ne kadar hissedilirse, benim ölümüm de o kadar fark edilecek!"

***

25 yıl önce "Bizler fakiriz ama" başlığıyla onurlu yoksulların duygularına mahsuben yazmışım. "Çocuklarımızın bisikleti yoktur, sınıfı geçtikleri zaman tuttukları takımın ikinci el formalarını hediye ederiz. Evlerimiz küçüktür yüreklerimiz kocaman. Sabahları en ucuz peyniri yeriz, en çok ekmeği biz tüketiriz. Bütün gün kaynar çayımız, çikolatayı neskafeyi falan bilmeyiz. 'Bu ülkede fakir yok' derler ya en çok ona güleriz. Ülkemizi severiz, her şeye rağmen devletten ümidimizi kesmeyiz. İsteriz ki kimse kavga etmesin kimse birbirine darılmasın. İsteriz ki dostlukta kardeşlikte sınıfta kalınmasın. Bizler fakiriz ama iyi insanlarız, zenginler alınmasın!"

***

Nostaljik özlemlerim hiç değişmemiş. Eski günleri özlüyorum, kendim gibi insanlarla konuşarak siyasetten uzak durmaya çalışıyorum. Bende hayatı yaşanılır kılan gerçeklerde çocuk sesleri var. Solmuş fotoğraflarımda bütün mevsimler yaz. Filmler hala Yeşilçam, şarkılar biraz mahur biraz hicaz.

***

Pandemi dönemi üniversite mezunu bir gencin günlüğünden çok etkilenmişim. "Çocukluk yıllarımda kendi hikayemin kahramanı olmayı hayal etmiştim hep. Ama hayat beni kendi hikayesine işçi bile yapmadı. Ekmeğimi taştan çıkaracak kadar güçlüyüm ama ortada taş da yok. Çalmadığım kapı kalmadı. Her günün sonunda beni kuşatan gecenin nasıl karanlık ve umutsuz olduğunu anlatsam da kimse anlayamaz. Anladım ki en ağlamaklı yanım olmuş işsizlik. Ama hala umutla benim için bir yerlerde saklanmış hayatı arıyorum."