Ramazan'da bile çakalların boş durması mümkün değilken yine ev telefonum çaldı, yine karşımda aynı çakallardan biri. Ama kim bilir kimler bu tuzağa düşüyor. O yüzden korkuttukları insanların paralarını iç etmeyi meslek edinen bu çakallara mahsuben, daha önceki telefon diyalogumu hatırlatmam gerektiğini düşündüm.
***
Her zaman aynı başlangıç! "Hat sahibiyle mi görüşüyorum" Eskiden anında tepki gösterirdim de bu kez sakin kalmayı tercih ettim. "Evet" dedim, "at sahibiyle görüşüyorsunuz!" Şaşırdı, "nasıl yani" dedi. "Benim yarış atlarım var, onlarla ilgili olarak aramıyor musunuz"
***
Bir telefon çakalına at sahibi hat sahibinden daha değerli geldi, bana cevap verirken ağzından salyalar aktığına eminim. "Kaç zamandır atlarımı soran çıkmamıştı, sigortayla mı ilgileniyorsunuz" dedim de bu defa hazırlıksız yakalandı. Birkaç saniye düşündü, bir at sahibinden para sızdırmanın krokisini aradı da atlarla görüşmeyi tercih etti. "Atlarınızdan birini satın almak istiyorum!" Ciddiyetimi bozmadım, "hangi atı seçtiniz acaba" Bir anlık suskunluğuna iğneyi soktum. "Hayalle kazandığını gerçekte kaybedince insanların dili tutuluyor galiba." Hırsızın arsız savunması; "kafam dağıldı birden atlarınızın adı neydi"
***
Onu yaşadığı ormana geri götürmek için "fırsat bu fırsat" dedim. "Siz beni aradığınıza göre, özel bir tercihiniz olmalıydı!" Savunması da ucuzladı; "son zamanlarda yarışlarda o kadar çok kayıp yaşadım ki aklım da gidip geliyor." Bir kahkaha attım, "pardon" dedim "sesiniz gelmiyor!" Bir çakalın izini sürmek hoşuma gitmişti, "peki" dedim "aklınız başka hangi konularda gidip geliyor" Bu defa kaleye geçti. "İnsanlardan o kadar çok darbe yedim ki, bazen ne konuştuğumu bile bilmiyorum." Eğlenceliydi sohbet; "sizin de canınız varmış demek!"
***

15