Türkiye'ye bakışta iki ayrı Avrupa var

Avrupa'nın Türkiye'ye bakışı hiçbir zaman tek boyutlu olmadı. Bugün de değil. Hatta giderek daha belirgin biçimde iki ayrı eksene ayrılıyor: Paris ve Berlin. Fransa'nın Türkiye karşıtlığında tarihsel refleksler, ideolojik mesafe ve jeostratejik rekabet iç içe geçmiş durumda. Osmanlı'dan miras kalan güç dengesi algısı, Doğu Akdeniz ve Afrika gibi sahalarda rekabet ve Avrupa içindeki siyasi pozisyon alma ihtiyacı, Paris'in Ankara'ya yaklaşımını belirleyen temel unsurlar arasında. Bu nedenle Fransa ile Türkiye arasında ekonomik ilişkiler güçlü olsa bile, siyasi dil çoğu zaman mesafeli, zaman zaman da sert. Almanya ise farklı bir yerde duruyor. Berlin, Türkiye'nin yükselen stratejik kapasitesini bir meydan okuma olarak okumuyor. Tam tersine, bunu bir iş birliği alanı olarak değerlendiriyor. Türkiye karşıtlığı Almanya'da daha çok iç siyasi dinamiklerin, göç tartışmalarının ve ideolojik ayrışmaların bir yansıması. Ancak devlet aklı ve iş dünyası perspektifi devreye girdiğinde, çok daha pragmatik bir yaklaşım ortaya çıkıyor.

Haberin Devamı

İstanbul'da düzenlenen Alman-Türk İş Konseyi toplantısı bu açıdan önemli bir fotoğraf verdi. Toplantıya, Almanya Federal Cumhuriyeti'nin 10. Cumhurbaşkanı ve bugün Alman-Türk İş Konseyi Onursal Başkanı olarak görev yapan Christian Wulff, DEİK Başkanı Nail Olpak ve DEİK/Türkiye-Almanya İş Konseyi Başkanı Mehmet Ali Yalçındağ katıldı. Koç Holding CEO'su Levent Çakıroğlu'nun ev sahipliğindeki etkinlikte davetliler arasında Vakıfbank Genel Müdürü Osman Arslan'dan iş insanları Ali Kibar, Steve Young ve Cüneyd Zapsu'ya kadar çok sayıda etkili ismin olduğunu fark ettim.

DEİK Başkanı Nail Olpak'ın verdiği çarpıcı hedef şöyle: "Mevcut yaklaşık 50 milyar avroluk ticaret hacmimizi, 5 yıl içinde 125 milyar avroya, 10 yıl içinde ise 250 milyar avroya çıkarabilecek bir potansiyelimiz var." Bu ifade yalnızca bir ekonomik hedef değil. Aynı zamanda iki ülkenin üretim, ticaret ve yatırım ağlarının ne kadar iç içe geçtiğinin göstergesi. Nitekim hazırlanan rapor, Türkiye ile Almanya arasında 10 farklı büyüme alanı bulunduğunu ortaya koyuyor. Bunlar arasında tedarik zincirleri, dijitalleşme, yapay zekâ, enerji dönüşümü, e-ticaret ve girişimcilik ekosistemi gibi başlıklar öne çıkıyor. Almanya'nın tedarik zincirlerini çeşitlendirme arayışı, Türkiye'yi yakın coğrafyada güvenilir bir üretim merkezi haline getiriyor.

Haberin Devamı

Christian Wulff'un şu sözleri bu yeni gerçekliği dikkat çekici biçimde özetliyor: "Dünyanın Türkiye'ye ihtiyacı, Türkiye'nin dünyaya ihtiyacından daha fazla." Bu cümle, değişen güç dengelerinin bir yansıması. Öte yandan iş dünyası cephesinde hedef daha da net. DEİK/Türkiye-Avrupa İş Konseyleri Koordinatör Başkanı ve Türkiye- Almanya İş Konseyi Başkanı Mehmet Ali Yalçındağ, ilişkilerin nihai hedefini şu şekilde tanımlıyor: "Ortak ve müreffeh bir gelecek için nihai hedef Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne tam üyeliği olmalıdır." Yalçındağ'ın bu vurgusu önemli. Çünkü mesele yalnızca ticaret hacmini artırmak değil. Asıl konu, Türkiye'nin Avrupa değer zincirlerine tam entegrasyonu. Bugün Avrupa Birliği yaklaşık 500 milyonluk nüfusu ve 18.5 trilyon dolarlık ekonomik büyüklüğüyle küresel sistemde önemli bir aktör.