Cumartesi günü CNN Türk'te 'Hafta Sonu' programımda Demirören Medya TV Grup Başkanı Murat Yancı'yı ağırladım. Televizyonun geleceğini, dijital platformları, reklam ekonomisini, Türk dizilerinin dünyadaki etkisini ve 'sanal medya' olarak tanımladığı yeni küresel iletişim düzenini konuştuk. Uzun süredir belli çevrelerde şu garip cümleyi duyuyoruz: "Televizyon öldü!" Oysa ölçüme dayalı veriler, bunun tam tersini söylüyor. Türkiye'de televizyon hâlâ evlerin baş köşesinde. TİAK'a göre 2025 yılında kişi başı günlük ortalama televizyon izleme süresi 3 saat 38 dakika. Hanelerde ise televizyon günde ortalama 6 saat 8 dakika açık kalıyor. Daha dikkat çekici olan ise izleme sürelerinin düşmemesi, aksine artması. Türkiye hâlâ önemli bir televizyon ülkesi. Evlerde televizyon bulunma oranı yüzde 98 seviyesinde. Prime time saatlerinde televizyon izleme davranışının yüzde 78'i birlikte gerçekleştiriliyor. Bütün bunlar bize şunu gösteriyor: Dijital çağ, televizyonu ortadan kaldırmadı. Televizyon dönüşüyor ama etkisini kaybetmiyor.
Haberin DevamıHatta güven krizinin büyüdüğü bir çağda kurumsal yayıncılık yeniden önem kazanıyor. Çünkü televizyon; editoryal süzgeçtir, teyit mekanizmasıdır, hukuki sorumluluktur, arşivdir, kurumdur. Murat Yancı'nın programdaki en dikkat çekici vurgularından biri de buydu. Özellikle kriz anlarında sosyal ağların ve dijital platformların doğrulanmamış bilgileri çok büyük hızla yaydığına dikkat çekti. Bir kısmı daha fazla etkileşim için bunu yapıyor olabilir. Ancak daha tehlikeli olan taraf, manipülasyon amaçlı organize içerikler. Yancı'nın ifadesiyle bunların bir bölümü yabancı istihbarat servislerinin ürünleri olabilecek nitelikte provokasyonlar taşıyor. Gerçekten de mesele artık sadece sosyal medya bağımlılığı değil; veri egemenliği, algoritmik yönlendirme ve dijital tahakküm meselesi. Bugün küresel dijital platformlar yalnızca teknoloji şirketleri değil.
Aynı zamanda reklam ekonomisini yöneten, toplum psikolojisini etkileyen, siyasi algıyı şekillendiren, hatta zaman zaman devletlerden daha güçlü davranabilen yapılar hâline geldiler. Murat Yancı 2024 yılında reklam pastasının yaklaşık yüzde 75'inin dijital ve sanal platformlara gittiğini, televizyonların ise yalnızca yaklaşık yüzde 15 pay alabildiğini söyledi. Üstelik erişimi en yüksek mecra hâlâ televizyon olmasına rağmen. Reklamların âdeta bir silah gibi kullanılmaya başlandığına dikkat çeken Yancı, televizyonlardan kesilen reklamların kontrolsüz dijital mecralara kaymasının perde arkasının sorgulanması gerektiğini vurguluyor. Yancı'nın tespit ve uyarıları çok önemli. Zira ben de muhalif olsun, merkezde olsun, muhafazakâr olsun, ulusalcı olsun, Türkiye'nin ana akım medyasının yaşamasının stratejik bir ihtiyaç olduğuna inanıyorum. Ulusal medya bir ülkenin emniyet supabıdır. Evrensel habercilik kurallarıyla çalışan, denetlenebilir, şeffaf, hukuki sorumluluk taşıyan medya yapıları demokratik düzen açısından hayati önemdedir. Bir başka önemli başlık ise Türk dizileri. Bugün Kanal D ekranlarındaki yapımlar sadece Türkiye'de yüksek izlenme oranlarına ulaşmıyor; aynı zamanda çok geniş bir coğrafyada milyonlarca insan tarafından takip ediliyor. Özellikle Uzak Şehir dizisinin ardından Mardin'e dünyanın farklı bölgelerinden turist akınının artması dikkat çekici. Murat Yancı bunu 'dizi diplomasisi' olarak tanımlıyor. Türk dizileri artık klasik bir televizyon içeriğinin çok ötesine geçti. Bugün Balkanlar'da, Orta Doğu'da, Latin Amerika'da, Orta Asya'da milyonlarca insan Türkçe kelimeler öğreniyor, İstanbul'u merak ediyor, Türkiye'ye seyahat planları yapıyor. Türk dizileri Türkiye'nin en etkili yumuşak güç unsurlarından biri hâline geldi.

14