Şehirlerimiz afete hazırlıksız İstanbul'un sığınak planı yok

Avrupa'nın göbeğinde bir savaş çıkabileceğini kim tahmin ederdi Ukrayna-Rusya savaşı başladığında sadece sınırlar değil, zihinler de sarsıldı. "Büyük savaşlar artık geride kaldı" varsayımı çöktü. Bugün Orta Doğu'ya baktığımızda tablo daha da çarpıcı: Gazze, Lübnan, Suriye... Her biri farklı düzeyde kriz, çatışma ve yıkımın içinde. Daha da dikkat çekici olan lüks içindeki Körfez ülkeleri...

Ancak olağanüstü durumlara karşı hiçbir planları yok. Bugün güvenlik kavramı köklü biçimde değişti. Artık mesele yalnızca askerî güç değil. Şehirlerin dayanıklılığı, kriz anında ne kadar süreyle fonksiyonlarını sürdürebildiği, altyapının ne kadar hızlı toparlanabildiği belirleyici hâle geldi. Deprem, sel, enerji kesintisi, siber saldırı, hatta uzun süreli tedarik zinciri kırılmaları...

Haberin Devamı

Prof. Dr. Naci Görür afetler ve olağanüstü durumlara hazırlık için çok önemli uyarılarda bulunuyor.

Yaklaşık 16 milyon insanın yaşadığı mega şehir İstanbul'da ise en temel soru şu: Büyük bir afet anında insanlar nereye gidecek Bilimsel çalışmalar, İstanbul'da beklenen büyük bir depremin sadece yapı stokunu değil, aynı zamanda ulaşım, enerji ve iletişim altyapılarını da ciddi şekilde etkileyeceğini ortaya koyuyor. Afet yönetimi literatüründe '72 saat' kritik bir eşik olarak kabul edilir. Yani ilk üç gün, dış yardımın sınırlı olduğu ve şehir içi kaynakların hayati olduğu dönemdir. Bu süreçte insanların barınma, temiz su, gıda ve temel sağlık hizmetlerine erişimi sağlanamazsa, kriz çok daha derin bir insani boyuta taşınır. Ancak İstanbul'un en yoğun bölgelerinde gerçek anlamda planlanmış, altyapısı hazırlanmış sığınma ve toplanma alanlarının sayısı sınırlı. Mevcut millet bahçeleri ve açık alanların önemli bir bölümü, afet sonrası yaşamı sürdürebilecek teknik donanıma sahip değil.

Oysa bir alanın 'toplanma alanı' olması için sadece boş olması yetmez. Yer altı su depoları, acil enerji sistemleri, mobil sağlık altyapısı, iletişim hatları ve lojistik erişim planlarıyla birlikte düşünülmesi gerekir. Bu unsurlar olmadan açık alanlar sadece geçici bir rahatlama sağlar, sürdürülebilir bir çözüm üretmez. Japonya'da parklar ve açık alanlar deprem sonrası yaşam merkezleri olarak tasarlanır. Yer altı su tankları, acil durum tuvalet sistemleri, güneş enerjili aydınlatma ve iletişim altyapıları bu alanların standart parçasıdır. Tokyo'da bazı parklar, birkaç saat içinde binlerce insanı barındırabilecek kapasiteye sahiptir. İskandinav ülkeleri, İsviçre'de kişi başına düşen sığınak kapasitesi planlıdır ve düzenli olarak test edilir. Bu yaklaşımın temelinde 'kentsel dayanıklılık' kavramı vardır. Akıllı şehir teknolojileri, sensör ağları, erken uyarı sistemleri, veri tabanlı kriz yönetimi ve yapay zekâ destekli tahmin modelleri artık bu sürecin ayrılmaz parçalarıdır.