New York bu hafta yalnızca Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'na ev sahipliği yapan bir şehir değil; dünyanın siyasi, ekonomik ve entelektüel nabzının aynı anda attığı büyük bir diplomasi merkezi. Yaklaşık 20 yıldır eylül ayındaki bu zirveleri aralıksız izliyorum. Her yıl yoğun geçer. Fakat bu defa masadaki dosyaların ağırlığı ve Türkiye'yi doğrudan ilgilendiren başlıkların çokluğu, New York haftasını önceki yıllardan daha kritik hale getiriyor. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun yüksek düzeyli haftası, yaklaşık 130 devlet ve hükümet başkanını bir araya getiriyor. Bunun yanı sıra Concordia Zirvesi, Global Turks buluşmaları, Clinton Global Initiative etkinlikleri, BM Global Compact ABD yıllık zirvesi, Semafor toplantıları, COP31 hazırlıklarına uzanan iklim organizasyonları ve 20-27 Eylül tarihleri arasındaki Climate Week NYC aynı takvimde buluşuyor. Dünyanın iki büyük savaş dosyası bu yıl New York'un üzerinde ağır bir gölge oluşturuyor. Rusya-Ukrayna savaşı beşinci yılında. Orta Doğu'da ise ABD ve İsrail ile İran arasındaki savaş ve buna bağlı vekalet çatışmaları, farklı yoğunluklarda aylardır devam ediyor.
Haberin DevamıTürkiye bu iki kriz hattının da hemen yanında. Karadeniz'de savaşın, güney sınırlarında ve Doğu Akdeniz'de ise artan askeri hareketliliğin sonuçlarını doğrudan hissediyor. İsrail ile ilişkilerdeki sert gerilim, Yunanistan'ın ve bölgedeki diğer aktörlerin silahlanma hamleleri, hava ve deniz savunmasının önemini daha da artırıyor. Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında kısa süre önce imzalanan 'Mekke Ortak Savunma Anlaşması' da bu yeni güvenlik mimarisinin dikkatle izlenmesi gereken başlıklarından biri. Anlaşmanın, üyelerden birine yapılan saldırıyı tüm taraflara yapılmış sayan yaklaşımı, bölgesel dengeler bakımından önemli. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın, Husi saldırılarının yoğunlaşması nedeniyle Suudi Arabistan'ın teknik ve askeri ihtiyaçlarına Türkiye'nin destek verebileceğini açıklaması, bu metnin yalnızca sembolik bir dayanışma belgesi olmadığını gösteriyor. Washington cephesinde de iç ve dış politika birbirine geçmiş durumda. Başkan Donald Trump kasım ayındaki ara seçimlere giderken dış politikada kamuoyuna anlatabileceği sonuçlara ihtiyaç duyuyor. İran savaşı ve yükselen enerji maliyetleri Amerikan seçmeninin gündeminde.
Haberin DevamıTrump'ın BM haftası öncesinde Danimarka ve Grönland ile ABD'nin adadaki askeri varlığını genişletecek bir mutabakatı duyurması bu bakımdan dikkat çekici. Türkiye bakımından bir başka hassas başlık İran yaptırımları. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ABD yolculuğu öncesinde Ankara, Washington'ın baskısının arttığı bir dönemde bir dizi adım attı. Mahan Air'in Türkiye seferleri durduruldu; Bank Mellat'ın İstanbul şubesinin faaliyet izni kaldırıldı. Bu kararlar, Türkiye'nin İran'la komşuluk ilişkilerini korurken ABD ile finansal ve diplomatik gerilimi yönetmeye çalıştığını gösteriyor. New York'taki görüşmelerde bu denge politikasının nasıl ele alınacağı önemli olacak. Bütün bu nedenlerle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, temasları en yakından izlenecek liderler arasında. Bu tablonun ekonomik ayağında 19. Türkiye Yatırım Konferansı, yani TRICON öne çıkıyor. DEİK/ Türkiye-ABD İş Konseyi (TAİK) tarafından 21-23 Eylül tarihlerinde düzenlenen konferans, üç günde yedi ayrı toplantıya ev sahipliği yapacak. Amaç, yıllardır konuşulan 100 milyar dolarlık Türkiye-ABD ticaret hacmi hedefini yalnızca bir rakam olmaktan çıkarıp yeni nesil ekonomik ortaklığın yol haritasına dönüştürmek. Ticaret Bakanı Ömer Bolat ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar'ın da yer alacağı oturumlarda LNG, kritik madenler, batarya depolama, akıllı şebekeler ve küçük modüler nükleer reaktörler gündeme gelecek. Konferansın son gününde Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Fortune 100 şirketlerinin üst düzey yöneticileriyle buluşması ayrıca önemli. Mastercard, Visa, Microsoft, Boeing, GE Aerospace, Ford, Citi, JPMorgan, Uber, Lockheed Martin, FedEx ve PepsiCo gibi şirketlerin temsilcilerinin aynı masa çevresinde bulunması bekleniyor.

14