Küçük hesaplardan kurtulma zamanı

Avrupa Birliği'nin kuruluş felsefesinde uzlaşma vardı. Savaşlardan çıkmış bir kıta için bu anlaşılabilir bir tercihti. Ancak bugün Avrupa artık yalnızca bir ekonomik birlik değil; güvenlik, enerji, teknoloji, savunma ve jeopolitik rekabet çağında ayakta kalmaya çalışan dev bir siyasi yapı. Sorun şu: 450 milyon nüfuslu Avrupa Birliği hâlâ birçok kritik dış politika kararını 'oy birliği' ile almaya çalışıyor. Yani kimi zaman nüfusu İstanbul'un bazı ilçelerinden daha küçük ülkeler bile bütün Avrupa'nın yönünü değiştirebiliyor. Son dönemde Brüksel'de en hararetli tartışmalardan biri tam da bu nedenle yaşanıyor. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, özellikle Macaristan'ın yıllardır sürdürdüğü veto siyasetinin ardından dış politika ve güvenlik alanlarında 'nitelikli çoğunluk' sistemine geçilmesi gerektiğini açıkça savunmaya başladı. Von der Leyen, 'geçmişte gördüğümüz sistematik tıkanıklıkları önlemek' için bu değişimin gerekli olduğunu söyledi.

Haberin Devamı

Bugün Avrupa'da birçok uzman aynı soruyu soruyor: "Avrupa Birliği gerçekten küresel bir güç olmak istiyorsa, dış politikası tek bir ülkenin vetosuna daha ne kadar bağlı kalabilir" Aslında bu tartışma yalnızca Macaristan'ın eski Başbakanı Viktor Orban meselesi değil. Çünkü Avrupa'nın karar alma krizleri yeni başlamadı. Daha önce de Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan, Türkiye ile ilgili birçok başlıkta AB mekanizmalarını kilitleyen aktör oldular. Örneğin 2020'de Kıbrıs yönetimi Belarus yaptırımlarını bloke ederek Avrupa'yı Türkiye'ye karşı daha sert tavır almaya zorlamaya çalışmıştı. Benzer şekilde savunma projelerinde de Türkiye'nin Avrupa güvenlik mimarisine dâhil edilmesi sık sık siyasi vetolarla engellendi. Avrupa'daki bazı analizlerde açık biçimde şu ifade kullanılıyor: "AB'nin oy birliği sistemi, Atina ve Lefkoşa'ya Türkiye'nin katılımını veto etme imkânı veriyor." Oysa burada büyük bir çelişki var. Çünkü Avrupa bugün tarihinin en büyük güvenlik krizlerinden biriyle karşı karşıya. Rusya-Ukrayna savaşı Avrupa'nın askerî kapasitesindeki eksiklikleri görünür hâle getirdi. Washington'un güvenlik şemsiyesi artık eskisi kadar sınırsız değil. Çin, ekonomik ve teknolojik rekabeti sertleştiriyor. Orta Doğu yeniden kırılganlaşıyor. Ve tam bu dönemde Avrupa'nın Türkiye'yi dışlayarak gerçek anlamda bir savunma mimarisi kurması neredeyse imkânsız. Rakamlar bunu açık biçimde gösteriyor.

Haberin Devamı

Türkiye: NATO'nun ABD'den sonraki en büyük ikinci ordusuna sahip.