İsrail ile gerginlikte tehlikeli tırmanış

İsrail kamuoyunda ve siyasetinde son dönemde giderek daha sık duyulan bir ifade var: "Türkiye yeni İran'dır." Açıkçası bu söylemin İsrail'de bu kadar geniş kabul görmeye başlaması beni gerçekten şaşırtıyor ve hatta endişelendiriyor. Nitekim İsrail kabinesinin dün 1915 olaylarını 'Ermeni soykırımı' olarak tanıma yönünde aldığı karar da Ankara- Tel Aviv ilişkilerinde yeni bir dip noktası olarak kayda geçti. Bu kararın tarih araştırmalarından çok mevcut siyasi atmosferin ve iki ülke arasında hızla büyüyen güvensizliğin bir sonucu olduğu yönündeki değerlendirmeler oldukça güçlü. Fakat dikkat çekici olan yalnızca bu değil. Uzun süredir İsrail hükûmet temsilcileri ve Washington'daki etkili lobi kuruluşları, Türkiye'nin yeniden F-35 programına dönmesini engellemek ve Millî Muharip Uçak KAAN için ihtiyaç duyduğu kritik jet motoru teknolojilerine erişimini zorlaştırmak amacıyla ABD Kongresi nezdinde yoğun faaliyet yürütüyor. İsrail'de yaklaşan seçimler de bu atmosferi daha da sertleştirecek gibi görünüyor. Türkiye, iç politikanın yeni tartışma başlıklarından biri hâline gelirken siyasi partiler arasında âdeta "Türkiye'ye karşı kim daha sert söylem geliştirecek" yarışı yaşanıyor. Oysa yakın tarihe baktığımızda bambaşka bir tablo görüyoruz. Türkiye, 1949 yılında İsrail'i tanıyan ilk Müslüman çoğunluklu ülke oldu. Bu karar, dönemin şartları düşünüldüğünde oldukça cesur ve stratejik bir tercihti. İlişkiler, sonraki on yıllarda her zaman sorunsuz ilerlemedi.

Haberin Devamı

1967 Arap-İsrail Savaşı, 1973 Yom Kippur Savaşı, Filistin meselesi ve Kudüs'ün statüsü gibi konularda Ankara ile Tel Aviv arasında ciddi görüş ayrılıkları yaşandı. Türkiye, Filistin halkının haklarını savunmayı dış politikasının önemli unsurlarından biri olarak görmeye devam etti. Buna rağmen iki ülke hiçbir zaman bütün köprüleri yıkmadı. Özellikle 1990'lı yıllarda ilişkiler âdeta altın dönemini yaşadı. Savunma sanayiinde kapsamlı projeler hayata geçirildi. Türk Hava Kuvvetleri'nin modernizasyonunda İsrail önemli rol oynadı. İstihbarat paylaşımı arttı. Ortak askerî tatbikatlar düzenlendi. Turizm, tarım teknolojileri, sulama sistemleri ve yüksek teknoloji alanlarında iş birlikleri gelişti. 2008 yılında Türkiye, İsrail ile Suriye arasında dolaylı barış görüşmelerine ev sahipliği yapacak kadar her iki tarafın da güven duyduğu bir aktör konumundaydı. Daha sonra Davos'taki "One minute" çıkışı, 2010'daki Mavi Marmara olayı ve Gazze'de yaşanan ağır insani trajediler ilişkileri derinden sarstı. Ancak her büyük krizden sonra iki ülke, farklı zamanlarda da olsa yeniden diplomatik temas kurmanın yollarını aradı. Büyükelçiler geri döndü. Ticaret devam etti. Turizm yeniden canlandı. Türk Hava Yolları İsrail pazarının en güçlü oyuncusu hâline geldi. Doğu Akdeniz'den enerjiye kadar pek çok konuda yeniden diyalog zemini oluştu. Bunun en dikkat çekici örneklerinden biri de 2022 yılında İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog'un Ankara ziyaretiydi. Gazze savaşından hemen önce iki ülke arasındaki ticaret hacmi yaklaşık 10 milyar dolara ulaşmıştı. Türkiye ile İsrail, tarih boyunca birçok konuda sert görüş ayrılıkları yaşadı. Ancak aynı zamanda bu görüş ayrılıklarını tamamen kopuşa dönüştürmeden yönetebilme becerisi de gösterdi. Bugün ise ilk kez farklı bir psikolojik eşiğe yaklaşılıyor. Sorun artık yalnızca Gazze ya da Filistin meselesi değil. İsrail'de giderek güç kazanan bazı çevreler Türkiye'yi artık bölgesel bir rakipten öte, stratejik ve ideolojik bir tehdit olarak tanımlamaya başlıyor. "Türkiye yeni İran'dır" söylemi de tam bu zihniyet değişiminin en dikkat çekici yansıması.