İkinci bir beyinle yaşama doğru

Geçenlerde yapay zekâya, yeni bir otomobil satın alacak olsam benim için neler önerebileceğini sordum. Bir tarafta gösterişli, güçlü ve pahalı bir seçenek; diğer tarafta daha sade, kullanışlı ve akılcı bir station wagon vardı. Teknik özellikleri sıralamasını beklerken karşıma farklı bir değerlendirme çıktı: "Konfor sizin için önemli. Fakat büyük ve hantal otomobillerden hoşlanmıyorsunuz. Temsil kabiliyeti arıyorsunuz ama gösterişi sevmiyorsunuz. Teknolojiye değer veriyor, buna karşılık servis desteği ve uzun ömür konusunda kuşkulu davranıyorsunuz. Kararlarınızda estetik, işlevsellik ve maliyet arasında denge kuruyorsunuz." Bir an durdum. Karşımda yalnızca otomobiller hakkında bilgi veren bir program yoktu. Daha önce söylediğim sözleri bir araya getiriyor, tercihlerimin arkasındaki mantığı anlamaya çalışıyordu. Belki de yapay zekâ alanında yaklaşan büyük dönüşüm tam olarak burada başlayacak. Bugün yapay zekâya soru soruyoruz. Yakın gelecekte ise o, yalnızca sorularımızı cevaplayan bir program olmaktan çıkacak; bizi zaman içinde tanıyan, geçmiş kararlarımızı hatırlayan ve bizimle düşünen kişisel bir yol arkadaşına dönüşecek. Fakat burada ciddi bir tehlike de var. Bizi çok iyi tanıyan bir sistem, sürekli "Siz bunu sevmezsiniz" diyerek bizi geçmiş tercihlerimizin içine hapsedebilir. Yeni deneyimlere, farklı düşüncelere ve sürprizlere kapatabilir. Oysa iyi bir yapay zekâ yardımcısı yalnızca bizi tanımamalı; gerektiğinde bize itiraz da edebilmeli. Geleceğin en önemli yarışı, kimin daha fazla veri sakladığı üzerine olmayacak.

Haberin Devamı

Asıl mesele, doğru anda doğru bilgiyi hatırlayabilmek olacak. Çünkü sınırsız hafıza, iyi yönetilmediği takdirde zekâyı artırmak yerine gürültü üretir. Kalıcı özelliklerimiz, zaman içinde değişen tercihlerimiz, devam eden işlerimiz, geçici ihtiyaçlarımız ve artık geçerli olmayan düşüncelerimiz birbirinden ayrılmalı. Bugün yapay zekâdan çoğunlukla bilgi, analiz veya metin istiyoruz. Bir sonraki aşamada ise yalnızca fikir vermekle kalmayacak; izin verdiğimiz ölçüde süreci de yönetecek. Cevap veren bir makine olmaktan çıkıp 'bizim adımıza süreç yöneten fakat yetkisinin sınırını bilen bir yardımcı' haline gelecek. Bahçedeki bitkileri kamerayla gösterirken hastalıkları veya yanlış yerleşimleri tespit edebileceğiz. Ustanın yaptığı bir uygulamayı canlı izletip hataları sorabileceğiz. Belki de en şaşırtıcı husus şu: Bütün bunların temelinde matematik var. Kelimeler, cümleler ve kavramlar bilgisayar içinde doğrudan 'anlam' olarak bulunmuyor. Kavramlar matematiksel bir uzayda birbirleriyle ilişkili konumlarda temsil ediliyor. Lineer cebir, olasılık, istatistik, optimizasyon ve bilgi teorisi devasa bir hesaplama düzeni içinde birleşiyor. Milyarlarca matematiksel işlemden, hiç kimsenin tek tek programlamadığı karmaşık davranışlar ortaya çıkıyor. Müzik de buna benzetilebilir. Bir senfoninin fiziksel temelinde frekanslar, titreşimler, zaman aralıkları ve havadaki basınç dalgaları vardır. Bunların hepsi matematikle açıklanabilir. Fakat Beethoven'ın bir eserinin insanda uyandırdığı duyguyu yalnızca 'frekansların toplamı' diye tarif etmek, eserin özünü anlatmaya yetmez. Yapay zekânın temelinde de matematik var. Ancak ortaya çıkan dil, bağlantılar ve muhakemeye benzeyen davranışlar, matematiğin son derece karmaşık biçimde örgütlenmesinden doğuyor. Benim tahminim, iki yıl içinde bugünkünden çok daha tutarlı hafıza ve kişiselleştirme sistemleriyle karşılaşacağımız yönünde. Üç ila beş yıl içinde karar verme tarzımızı anlayan güçlü dijital danışmanlar yaygınlaşabilir. Beş ila on yıl içinde ise bir çeşit 'ikinci beyin' ortaya çıkabilir.