Bundan yaklaşık 250 yıl önce buhar makinesinin üretim süreçlerine girmesiyle başlayan Sanayi Devrimi, insanlık tarihinin akışını değiştirdi. O dönemde birçok devlet, bu dönüşümün gerçek anlamını kavrayamadı. Osmanlı İmparatorluğu büyük oranda bu değişimi kavrayamadığı ve süreçleri okuyamadığı için güç kaybetti ve rekabette yenik düştü. Kimi ülkeler ise bu zaman diliminde bilim, düşünce esaslı şekilde harekete geçti; fabrikalar kurdu, demir yolları inşa etti, bilim ve mühendisliğe yatırım yaptı. Sonuçta yalnızca ekonomiler değil, küresel güç dengeleri de değişti. 20. yüzyılda elektriği, otomobili ve havacılığı en iyi kullanan ülkeler öne çıktı. Ardından bilgisayarlar ve internet geldi. Dijital dönüşümü zamanında yakalayan ülkeler bugün dünyanın en büyük teknoloji şirketlerine ve en yüksek katma değerli ekonomilerine sahip. Şimdi ise insanlık yeni bir dönüm noktasında. Bu kez adı yapay zekâ. Aslında yapay zekâ yalnızca yeni bir teknoloji değil; yeni bir medeniyet eşiği. Tıpkı matbaanın bilgiye erişimi, buhar makinesinin üretimi ve internetin iletişimi değiştirmesi gibi yapay zekâ da düşünme, karar alma ve üretme biçimimizi kökten dönüştürüyor. Devletlerin geleceği, bu dönüşüme nasıl hazırlandıklarıyla doğrudan bağlantılı hale geliyor. Son birkaç yıl içinde yaşanan gelişmeler bu dönüşümün hızını açıkça gösteriyor. Birkaç yıl öncesine kadar yalnızca araştırma laboratuvarlarında konuşulan büyük dil modelleri artık milyonlarca insanın günlük yaşamına girdi. Öğrenciler araştırmalarında, doktorlar ön değerlendirmelerde, mühendisler tasarım süreçlerinde, şirketler müşteri hizmetlerinde, yapay zekâdan yararlanıyor.
Haberin DevamıBugün Amerika Birleşik Devletleri ile Çin arasındaki rekabeti yalnızca gümrük tarifeleri veya askeri güç üzerinden okumak eksik kalır. Mücadelenin merkezinde artık yapay zekâ, yarı iletken teknolojileri, veri merkezleri ve yüksek performanslı işlemciler bulunuyor. Dünyanın en gelişmiş çiplerini üretebilmek için milyarlarca dolarlık yatırımlar yapılıyor. Herkes biliyor ki geleceğin savaş uçakları, insansız sistemleri, sağlık teknolojileri, finans altyapıları ve hatta diplomatik karar destek mekanizmaları bu işlem gücü üzerine kurulacak. Amerika bu alanda teknoloji şirketleriyle büyük bir ekosistem oluşturmuş durumda. Çin ise dev kamu yatırımlarıyla kendi teknolojik bağımsızlığını sağlamaya çalışıyor. Avrupa Birliği ise farklı bir yol izliyor; etik ilkeleri, veri güvenliğini ve hukuki çerçeveyi öne çıkarıyor. Türkiye son yirmi yılda savunma sanayiinde önemli bir dönüşüm gerçekleştirdi. İnsansız hava araçları, elektronik harp sistemleri, radar teknolojileri ve milli platformlar bunun somut örnekleri oldu. Şimdi benzer vizyon yapay zekâ için de gerekiyor. Geleceğin savaş alanında yalnızca en hızlı uçağa sahip olmak yeterli olmayacak. Hedefi ilk gören, veriyi en hızlı işleyen, milyonlarca bilgiyi aynı anda analiz ederek doğru kararı verebilen sistemler üstünlük sağlayacak.

11