Yaklaşık otuz yıl boyunca dünya ekonomisinin yönünü finansal akışlar, hizmet sektörü ve dijital platformlar belirledi. 1990'lardan itibaren hakim olan paradigma; üretimi düşük maliyetli coğrafyalara kaydırmak, değer zincirini küreselleştirmek ve 'tam zamanında üretim' (just in time) anlayışıyla maksimum verimlilik sağlamaktı. Bugün ise bu modelin sessizce çöktüğüne tanıklık ediyoruz. Pandemiyle başlayan tedarik zinciri kırılmaları, Ukrayna savaşıyla derinleşen enerji krizi ve son dönemde ABD ile İran arasında yaşanan güvenlik sorunları; küresel ekonominin aslında ne kadar hassas bir lojistik mimari üzerine inşa edildiğini ortaya koydu.
Haberin DevamıBir konteyner gemisinin Süveyş Kanalı'nda karaya oturması ya da Bab el-Mendeb Boğazı'nda yaşanan bir güvenlik riski, Avrupa'daki otomotiv üretim bantlarını durdurabiliyor. Malları zamanında ulaştırmak artık sadece ekonomik bir mesele değil, doğrudan ulusal güvenlik konusu haline gelmiş durumda. Bu nedenle Avrupa Birliği'nin son dönemde gündeme getirdiği ve Türkiye'yi de çok yakından ilgilendiren 'Buy European' yaklaşımı, klasik bir sanayi politikası önerisinden çok daha fazlasını ifade ediyor. Brüksel, ilk kez bu kadar açık bir biçimde kamu kaynaklarının Avrupa sanayisini destekleyecek şekilde yönlendirilmesini tartışıyor.
Bu bir ticaret politikası değil, bir jeopolitik refleks. Zira savunma teknolojilerinde yaşanan dönüşüm, artık prototip üretiminden seri üretim aşamasına geçildiğini gösteriyor. Uzay tabanlı erken uyarı sensörlerinden insansız hava araçlarına, hava savunma sistemlerinden otonom kara platformlarına kadar pek çok kritik teknoloji, tekil mühendislik başarılarının ötesine geçerek standart üretim bantlarında çoğaltılabilir hale getirilmeye çalışılıyor.
Filipinler Donanması, ülkenin ilk açık deniz devriye gemisi olan Rajah Sulayman'ı (PS20), törenle hizmete aldı. Gemi, ASELSAN tarafından üretilen SMASH 30 mm uzaktan komutalı silah sistemleri (RCWS) başta olmak üzere çok sayıda gelişmiş savunma ve taarruz sistemleriyle donatıldı.
Haberin DevamıSoğuk Savaş döneminde stratejik üstünlük, daha gelişmiş bir tank ya da daha hızlı bir savaş uçağı geliştirebilmekle ölçülürdü. Bugün ise asıl belirleyici unsur, o sistemleri ne kadar hızlı ve ne kadar çok sayıda üretebildiğinizdir. Başka bir ifadeyle, savaş teknolojileri artık laboratuvarlarda değil, fabrikalarda şekilleniyor. Bu noktada yapay zekâya yüklenen anlamı da yeniden değerlendirmek gerekiyor.
AI, veri analizinde ya da karar destek sistemlerinde çarpan etkisi yaratabilir; ancak bir fabrika inşa edemez, bir üretim hattını kuramaz ya da bir jet motorunu tasarlayıp imal edemez. Dijital kapasite ile fiziksel üretim kabiliyeti arasındaki fark, yeni dönemin en kritik ayrım çizgisi olacak gibi görünüyor. ABD'nin yarı iletken üretimini ülke içine çekmeye yönelik 'CHIPS and Science Act' hamlesi, Almanya'nın savunma bütçesini arttırarak yerli üretimi teşvik etmesi ya da Japonya'nın kritik teknoloji yatırımlarına devlet desteği sağlaması; aynı eğilimin farklı coğrafyalardaki yansımalarıdır.

2