Cin şişeden çıktı

Venezuela'da yaşananlar artık sadece bir ülkenin iç meselesi değil. Cin şişeden çıktı, Pandora'nın kutusu açıldı. Bundan sonra hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını kabul etmek zorundayız. 2025 her bakımdan çok kötü geçmişti. 2026'da dünyanın her bakımdan çok tehlikeli bir eşiğe sürüklendiğini düşünüyorum. ABD'nin Venezuela'ya yönelik hamlesi, ilk bakışta 'hukuk', 'uyuşturucu ile mücadele' ya da 'demokrasi' gibi başlıklarla pazarlanıyor olabilir. Ancak meselenin özü çok daha çıplak: güçlü olanın güçsüz olanı ezebildiği, istediğini alıp götürebildiği bir dünya düzenine doğru hızla sürükleniyoruz. Bütün bu olaylar yaşanırken Beyaz Saray'ın sosyal medya hesaplarından yapılan paylaşımlar inanılmaz. Bunları bir devlet aklı mı yoksa liseli bir gencin anlık tepkileri mi yönetiyor, anlamak imkânsız.

Haberin Devamı

PETROL, MADEN VE SİLAH

Venezuela meselesini yalnızca petrol üzerinden okumak eksik bir değerlendirme olur. ABD bugün Venezuela'nın yalnızca petrolüne değil, stratejik değeri çok daha yüksek olan nadir ve değerli madenlerine de çökmüş durumda. Bu madenler, yüksek teknoloji üretiminde, savunma sanayiinde ve silah sistemlerinde hayati öneme sahip. Dünyanın en fazla enerji tüketen ülkesi olan ABD, aynı zamanda en fazla petrol üreten ülke. Buna rağmen doymuyor. Enerji açlığı, ham madde ihtiyacı ve küresel hâkimiyet arzusu birleştiğinde ortaya çıkan tablo son derece ürkütücü. Çevre, doğa ve yeni teknolojiler Trump'ın umurunda bile değil. Petrol ve kömür aşkıyla politikalar üretmeye devam ediyor.

ORMAN KANUNU

Bugün dünyada fiilen bir orman kanunu hüküm sürüyor. Kurallar, normlar, uluslararası hukuk… Hepsi ancak güçlülerin işine geldiği sürece geçerli. Venezuela'ya yapılan hamle şunu söylüyor: "Gücüm varsa alırım. Hesap sorarım. İstediğim yere giderim." Bu anlayışın sonu kaostur ve Venezuela'ya demokrasi, refah ya da huzur getirmeyeceği şimdiden bellidir. Bunun örneklerini yakın geçmişte fazlasıyla gördük. Irak ve Libya'nın durumu ortada. Devlet yapıları çöktü, toplumlar paramparça oldu, milyonlarca insan göç yollarına düştü. Şimdi benzer bir senaryonun Venezuela'da devreye sokulması, yeni ve büyük bir göç dalgasının da habercisi olabilir. Bunun bedelini sadece Venezuela değil, tüm bölge ve hatta Avrupa ödeyecektir. Bu hamle aynı zamanda Çin'e yönelik ağır bir aşağılamadır. Unutmayalım: Venezuela lideri, ABD baskınından sadece saatler önce Çin'in özel temsilcisiyle bir görüşme gerçekleştirmişti. Bu, Washington'un Pekin'e verdiği son derece net bir mesajdır: "Ben sahadayım, senin diplomatik temaslarını da tanımam, sen küresel değil bölgesel bir aktörsün." Ancak bu tür hamleler karşılıksız kalmaz. Bugün Venezuela, yarın İran, Kanada, hatta Grönland… Bu zincir böyle devam ederse, Çin de bir gün "Madem öyle!.." deyip Tayvan'a girebilir. Rusya 'özel operasyon' gerekçesiyle Kiev'de Zelenski'yi evinden alabilir.