İzmir'de 'EFES- 2026 Tatbikat Alanı'nda konuştuğumuz Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler yalnızca bir askerî değerlendirme yapmadı. Aynı zamanda Türkiye'nin yeni güvenlik vizyonunun çerçevesini de çizdi. Sahada tanklar, obüsler, çıkarma gemileri, silahlı insansız hava araçları ve yüzlerce asker vardı... Ama dikkat çekici olan yalnızca tatbikatın büyüklüğü değildi. Verilen mesajların tonu da son derece netti. Türkiye artık kendisini sadece sınırlarını koruyan bir ülke olarak değil; bölgesel güvenlik mimarisini şekillendiren, kriz alanlarında denge kuran, savunma sanayii kapasitesiyle oyun değiştirici hâle gelen bir güç olarak konumluyor. Bakan Güler'in konuşmasında belki de en dikkat çekici cümle şuydu:
Haberin DevamıMODEL İHRAÇ EDEN ÜLKE OLDUK
"Artık caydırıcılığın yeni adı Türkiye'dir." Bu ifade sıradan bir siyasi söylem değil. Ankara'nın son yıllarda izlediği askerî, diplomatik ve teknolojik dönüşümün özeti niteliğinde. EFES Tatbikatı'na bu yıl 50 ülke ve 10 binden fazla personel katıldı. Bu tablo tek başına bile Türkiye'nin savunma alanında ulaştığı uluslararası ağırlığı gösteriyor. Bir dönem yalnızca NATO'nun güney kanadındaki önemli bir müttefik olarak görülen Türkiye artık Afrika'dan Körfez'e, Karadeniz'den Orta Asya'ya kadar geniş bir coğrafyada güvenlik üreten bir aktör. Konuşmanın satır aralarında dikkat çeken bir başka unsur ise Türkiye'nin artık yalnızca silah alan değil; model ihraç eden bir ülke hâline gelmesi. Yaşar Güler, Özbekistan'da Türk modeli askerî yapılanma için danışman heyeti görevlendirildiğini anlatırken aslında şunu söylüyordu: Türkiye'nin askerî organizasyon yapısı artık başka ülkeler tarafından örnek alınan bir noktaya geldi. Libya konusunda verilen mesajlar da önemliydi. Türkiye'nin koordinasyonuyla Libya'nın doğu ve batısındaki askerî unsurların ilk kez aynı hedef doğrultusunda müşterek faaliyet yürüttüğü vurgulandı. Bu çok kritik bir ayrıntı. Çünkü mevcut parçalı yapıdaki Libya'da aynı masa etrafında buluşması bile zor olan tarafların birlikte hareket etmeye başlaması çok önemli. Bu durum Türkiye'ye duyulan güveni ve saygıyı da gösteriyor, Ankara'nın sahadaki etkisinin bir kanıtı olarak öne çıkıyor. Suriye başlığında ise daha kontrollü ama kararlı bir ton vardı.
Haberin DevamıSDG'nin entegrasyon sürecinde ilerleme olduğu ifade edilirken, Türkiye'nin temel önceliğinin değişmediği özellikle vurgulandı: Sınır güvenliği tam sağlanacak, terör yapılanmaları tamamen tasfiye edilecek. Doğu Akdeniz ve Ege konusunda verilen mesajlar ise diplomasi ile sert caydırıcılık arasında kurulan hassas dengeyi gösteriyordu. Bir yandan Yunanistan ile olumlu bir dönemden geçildiği belirtiliyor. Diğer yandan "millî menfaatlerden taviz verilmez" vurgusu çok net biçimde yapılıyor. Özellikle gayriaskerî statüdeki adalara Patriot konuşlandırılması girişimine yönelik sert eleştiri dikkat çekiciydi. Kıbrıs konusunda ise Ankara'nın yaklaşımı daha da net: Türkiye, KKTC'nin güvenliğini tehdit eden gelişmeler karşısında garantörlük haklarını kullanmaktan çekinmeyeceğini söylüyor. İsrail-Yunanistan- GKRY hattındaki askerî yakınlaşmanın dikkatle izlendiği mesajı da açık biçimde verildi. Elbette konuşmanın en kritik bölümlerinden biri hava gücüyle ilgiliydi. Eurofighter sürecinde Katar ve Umman'dan geçici uçak tedariki planlanıyor. Ancak asıl stratejik hedefin KAAN olduğu özellikle vurgulandı. Bu önemli. Çünkü Ankara artık savunma sanayisinde kısa vadeli ihtiyaçlarla uzun vadeli bağımsızlık hedefini aynı anda yürütmeye çalışıyor.

10