Rakamlar bazen mermilerden daha serttir. İran'a yönelik savaşın daha ilk günlerinde ortaya çıkan tablo bunun en açık göstergesi: 6 günde 12.7 milyar dolar. The Guardian gazetesinin dünkü nüshasında ifade edildiği gibi bu, yalnızca bir askerî operasyonun maliyeti değil; aynı zamanda bir tercihin, bir stratejinin ve bir zihniyetin maliyeti. Ancak bu maliyet ne Washington'da kalır ne de Tahran'da. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın dikkat çektiği üzere, bu tür savaşların bedelini yalnızca taraflar değil, '8 milyar insan' öder. Bugün İsrail ile İran arasında giderek sertleşen gerilim, klasik bir bölgesel çatışmanın çok ötesine geçmiş durumda. Bu, aslında küresel sistemin yeniden hizalandığı, güç merkezlerinin pozisyon aldığı ve yeni dengelerin kurulduğu bir süreçtir. İsrail, askerî kapasitesi ve teknoloji üstünlüğüyle hızlı ve etkili sonuçlar hedeflerken; İran ise asimetrik savaş doktrini, vekil unsurları ve bölgesel nüfuz alanlarıyla karşılık veriyor. Bu durum, çatışmayı doğrudan iki ülkenin ötesine taşıyarak çok katmanlı bir jeopolitik denklem hâline getiriyor. Savaşın ilk günlerinde kullanılan mühimmatların niteliği bile bu çatışmanın boyutunu ortaya koyuyor. Her biri milyonlarca dolar değerindeki uzun menzilli füzeler, hava savunma sistemleri ve yüksek hassasiyetli silahlar…
Haberin DevamıAncak mesele sadece bu pahalı envanterler değil. Aynı anda şehirler zarar görüyor, altyapılar çöküyor, enerji hatları kesintiye uğruyor ve küresel ticaret aksıyor. Hürmüz Boğazı'nın kapanma ihtimali bile dünya ekonomisini sarsmaya yetiyor. Çünkü bu hat, küresel enerji akışının en kritik damarlarından biri. Burada asıl kritik soru şu: Bu savaş neyi değiştirecek Daha önce yaşanan örnekler bize çok net bir tablo sunuyor. Irak savaşı trilyon dolarlık maliyetine rağmen kalıcı bir istikrar üretmedi. Aksine bölgesel kırılganlıkları derinleştirdi. Suriye'de on yılı aşkın süredir devam eden savaş, milyonlarca insanı yerinden etti ve ülkeyi fiilen parçaladı. Libya'da 'rejim değişikliği' söylemiyle başlayan süreç, bugün hâlâ süren bir otorite boşluğuna dönüştü. Lübnan ise her kriz dalgasında daha da zayıflayan bir yapı hâline geldi. Bu örneklerin hiçbiri, savaşı başlatanların hedeflediği sonucu üretmedi. Ancak hepsi, büyük bir yıkım ve ağır bir insani bedel bıraktı. RİSK ÇOK BÜYÜK İran ile İsrail arasındaki bu yeni gerilim hattı da benzer bir risk barındırıyor. Ancak bu kez fark, çatışmanın küresel sistem üzerindeki etkisinin çok daha derin olması. Çünkü bu savaş, yalnızca Orta Doğu'nun dengelerini değil; aynı zamanda ABD, Avrupa, Rusya ve Çin arasındaki güç ilişkilerini de doğrudan etkiliyor. Enerji güvenliği, ticaret yolları, savunma sanayii ve diplomatik ittifaklar yeniden şekilleniyor. Bu süreçte ülkeler sadece askerî değil, ekonomik ve teknolojik olarak da pozisyon alıyor. Bugün savaşın ilk günlerinde ortaya çıkan 12.7 milyar dolarlık fatura, aslında buzdağının görünen kısmı. Gerçek maliyet; yıllara yayılan ekonomik etkilerde, yükselen enerji fiyatlarında, derinleşen enflasyonda, artan güvenlik harcamalarında ve en önemlisi kaybedilen insan hayatlarında gizli. Modern dünyada savaş artık sadece cephede değil; piyasalarda, enerji hatlarında, lojistik zincirlerde ve diplomatik masalarda da yaşanıyor. Bugün atılan her füze, yalnızca bir hedefi değil; aynı zamanda küresel dengeleri de sarsıyor. Ve her savaş, kazananı tartışmalı ama kaybedeni kesin olan bir denklem yaratıyor. Tarih belki birebir tekrar etmiyor. Ancak aynı hataların farklı coğrafyalarda, farklı aktörlerle yeniden sahnelendiğini görüyoruz; Irak'ta, Suriye'de, Libya'da ve Lübnan'da olduğu gibi…

3