Yazar, Avrupa Birliği'nin enerji krizinden bürokratik yapısına kadar pek çok sorunla yaşlandığını ve küresel rekabette gerilemesini gözlemliyor. Ancak bu durum Türkiye'ye 'yakın ve güvenilir üretim merkezi' olma avantajı sunuyor. Peki Türkiye, Avrupa'nın bu zayıflığını uzun vadeli bir stratejiye dönüştürebilecek kadar hazır mı?
Bir zamanlar dinamizmi, üretkenliği ve küresel rekabet gücüyle dünyanın en güçlü ekonomik ve siyasi bloklarından biri olan Avrupa Birliği, artık daha hantal, daha yavaş ve daha temkinli bir yapıya evrilmiş durumda. İç pazarın grileşmesi, ekonomilerin ivme kaybetmesi ve rekabet gücünün aşınması, bu dönüşümün en belirgin göstergeleri. Artan enerji maliyetleri, özellikle beşinci yılına giren Rusya-Ukrayna savaşının ardından Avrupa sanayisi üzerinde ciddi bir baskı oluşturdu. Ucuz Rus gazına erişimin kaybedilmesiyle birlikte üretim maliyetleri hızla yükseldi, bu da Avrupa'yı küresel rekabette dezavantajlı bir konuma itti. Ancak sorun sadece enerji değil. Avrupa'nın kronikleşen bürokratik yapısı, karar alma süreçlerindeki yavaşlık ve aşırı regülasyon eğilimi, yenilikçiliğin önünde ciddi bir engel oluşturuyor. Özellikle teknoloji alanında ABD ve Asya ile rekabet edemeyen bir Avrupa gerçeğiyle karşı karşıyayız.
Haberin DevamıYapay zekâdan yarı iletkenlere, dijital platformlardan savunma teknolojilerine birçok kritik alanda Avrupa'nın geriden geldiği açıkça görülüyor. Buna bir de demografik yaşlanma ekleniyor. Avrupa nüfusu hızla yaşlanırken, genç ve üretken iş gücü azalıyor. Yaşlanan bir kıta, doğal olarak daha riskten kaçınan, daha yavaş hareket eden ve daha temkinli kararlar alan bir yapıya bürünüyor. Siyasi liderlik tarafında da benzer bir tablo var. Avrupa'nın son yıllarda güçlü, vizyoner ve krizleri fırsata çevirebilen liderler üretmekte zorlandığını görüyoruz. Avrupa'nın küresel ölçekte yön belirleyen bir aktör olma kapasitesi, zayıflıyor. Bu tabloyu somutlaştıran en çarpıcı örneklerden biri otomotiv sektörü. Avrupa'nın bir zamanlar dünyaya yön veren markaları bugün ciddi bir rekabet baskısı altında. Stellantis çatısı altında bir araya gelen Peugeot, Citroen, Fiat, Chrysler ve Opel gibi devler, birleşmelerine rağmen ayakta durmakta zorlanıyor. Elektrikli araç dönüşümünde Çinli üreticilerin agresif yükselişi ve Amerikan şirketlerinin teknoloji odaklı yaklaşımı karşısında Avrupa markalarının geç ve temkinli kalması, bu gerilemenin temel nedenlerinden biri. Benzer bir tablo teknoloji alanında da karşımıza çıkıyor. ABD merkezli Apple, Google ve Microsoft ile Çinli teknoloji devleri karşısında Avrupa'nın etkisi oldukça sınırlı. Dış politika ve güvenlik alanında ise tablo daha da karmaşık. ABD ile ilişkilerde yaşanan dalgalanmalar, transatlantik bağların eskisi kadar güçlü olmadığına işaret ediyor. Avrupa bir yandan stratejik özerklik arayışını dillendirirken, diğer yandan güvenlik şemsiyesi açısından hâlâ Washington'a bağımlı bir görünüm sergiliyor.

5