Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın El Cezire televizyonuna verdiği mülakatta kullandığı ifadeler, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinde yeni bir dönemin habercisi olabilir. Erdoğan, Avrupa'nın Türkiye'yi birliğe kabul etmeye istekli görünmediğini belirterek şu çarpıcı mesajı verdi:
"Ankara, Avrupa Birliği'ne üyelik kapısını kapatmadı. Ancak Avrupa Birliği artık bizim için bir öncelik değil. Türkiye'yi kabul etmemekte ısrar ederse kaybeden Avrupa olacaktır."
El Cezire'nin yayımladığı kapsamlı özette Erdoğan'ın Türkiye'nin 53 yıldır bekletildiğine işaret ettiği, yakın gelecekte de Avrupa'nın Türkiye'yi kabul etmeye hazır görünmediğini söylediği aktarılıyor. Buradaki en önemli ayrıntı şu: Cumhurbaşkanı Erdoğan, "AB üyeliğinden vazgeçtik" demiyor. Üyelik kapısının kapanmadığını özellikle belirtiyor. Fakat bu hedefin Türkiye'nin dış politika öncelikleri arasındaki yerinin değiştiğini ilan ediyor. Bu sözler, günlük siyasetin içinde söylenmiş sıradan bir tepki olarak görülmemeli. Türkiye'nin Avrupa ile yarım asrı aşan ilişkilerinde psikolojik ve stratejik bir eşiğe gelindiğini gösteriyor. Siyasi ilişkiler ne kadar zorlaşırsa zorlaşsın, ekonomik tablo son derece açık: Avrupa Birliği hâlâ Türkiye'nin en büyük ticaret ortağı. 2025 yılında Türkiye ile AB arasındaki mal ticaretinin hacmi 217.6 milyar avroyu aşarak yeni bir rekora ulaştı. Türkiye'nin mal ihracatının yüzde 42.7'si AB ülkelerine yapılırken ithalatının yüzde 35.3'ü yine Birlik'ten geldi. Türkiye de Avrupa Birliği'nin dünyadaki beşinci büyük ticaret ortağı konumunu korudu. Türkiye 2025 yılında 13.1 milyar dolarlık uluslararası doğrudan yatırım çekti. Bu yatırımların sermaye ayağının yüzde 66'sı AB ülkelerinden geldi. Hollanda ve Almanya yine önde gelen yatırım kaynakları arasında yer aldı. Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne tam üyelik hedefinin siyasi önceliği azalabilir; ancak Türkiye ekonomisinin Avrupa'yla kurduğu üretim, ticaret, yatırım ve finans bağları kısa sürede ortadan kalkmaz. Çünkü bu ilişki yalnızca ithalat ve ihracattan ibaret değil. Türkiye'deki otomotiv, makine, beyaz eşya, tekstil, kimya ve elektrik-elektronik sektörlerinin önemli bölümü Avrupa'daki üretim zincirleriyle bütünleşmiş durumda. Binlerce Türk şirketi AB standartlarına göre üretim yapıyor.
Haberin DevamıMEKKE ANLAŞMASI
Haberin DevamıTürkiye'nin Suudi Arabistan ve Pakistan'la imzaladığı Mekke Ortak Savunma Anlaşması, bölgesel dengeler bakımından kuşkusuz tarihi önemde. Anlaşma, taraflardan birine yönelik saldırının diğerlerine de yapılmış sayılmasını öngören güçlü bir siyasi ve askeri dayanışma iradesi taşıyor. Mısır'ın da ileride bu yapıya katılabileceğinin açıklanması, ittifakın büyüme potansiyelini gösteriyor. Ancak Mekke Savunma Anlaşması ile Avrupa Birliği ilişkilerini birbirinin yerine geçebilecek iki seçenek gibi değerlendirmek doğru olmaz. Mekke Anlaşması her şeyden önce bir güvenlik ve savunma yapılanmasıdır. Avrupa Birliği ise Türkiye açısından gümrük rejiminden sanayi standartlarına, yatırımlardan teknolojiye, finansmandan tüketici pazarına kadar çok daha geniş ve derin bir ekonomik alanı temsil ediyor. Burada yapılması gereken tercih "Avrupa mı, İslam dünyası mı" değildir. Türkiye'nin çıkarına olan; Avrupa'yla köklü ekonomik bağlarını korurken Körfez, Orta Asya, Afrika ve Asya'daki yeni ortaklıklarını güçlendirmektir. Erdoğan'ın açıklamalarını Türkiye AB'ye kapıları kapattı gibi okumamak gerekir. Dünyadaki gelişmeler karşısında değişen yalnızca Avrupa'nın Türkiye'ye bakışı değil. Türkiye'nin kendisini dünya içindeki konumlandırma biçimi de değişiyor. Ankara artık Avrupa Birliği'ni ulaşılması gereken tek stratejik merkez olarak görmüyor. Avrupa'yı çok önemli fakat seçeneklerden biri olan bir ortak olarak değerlendiriyor

8