Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler ile yaptığım özel röportajın ikinci bölümünde küresel güvenlik mimarisindeki değişimleri, NATO içindeki tartışmaları ve Türkiye'nin artan askerî kapasitesini konuştuk. Son dönemde özellikle ABD'nin bazı müttefiklerine yönelik tutumu ve Avrupa'nın güvenlik konusundaki beklentileri NATO içinde bir gerilim yaşandığı yönünde yorumlara yol açıyor. Ancak Bakan Güler'e göre bu tablo 'ittifakın temellerini sarsan bir kriz' anlamına gelmiyor.
NATO'nun doğası gereği farklı önceliklerin ve görüşlerin bulunduğunu hatırlatan Güler, müttefikler arasındaki yaklaşım farklılıklarının diyalog ve istişare mekanizmalarıyla yönetilebildiğini vurguluyor. Türkiye açısından kolektif savunma anlayışı ve müttefiklik hukukunun hâlâ geçerliliğini koruduğunu özellikle ifade ediyor. ABD'nin son yıllarda Avrupalı müttefiklerinden daha fazla sorumluluk üstlenmelerini talep ettiğini belirten Güler, Avrupa güvenliğinin geleceğinde yük paylaşımının daha belirleyici olacağı görüşünde. Bu noktada Türkiye'nin rolü giderek daha görünür hâle geliyor. Türk donanmasının Akdeniz'den Atlantik'e, Baltık Denizi'ne kadar uzanan geniş bir coğrafyada görev yapabilmesi, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin ulaştığı operasyonel kapasiteyi açık biçimde ortaya koyuyor.
Haberin DevamıNitekim Türkiye, yaklaşık 2 bin kişilik bir kuvveti 6 bin kilometreden fazla mesafeye intikal ettirerek NATO'nun Almanya'daki büyük ölçekli Steadfast Dart tatbikatına katıldı. Bu operasyon yalnızca bir tatbikat değil, aynı zamanda Türk ordusunun stratejik intikal ve konuşlanma kabiliyetini gösteren önemli bir test niteliğindeydi.
Güler'e göre Türkiye'nin amacı herhangi bir güç boşluğunu doldurmak değil; NATO'ya verdiği taahhütler çerçevesinde ihtiyaç duyulan yerde ve zamanda etkin katkı sunabilmek. Avrupa güvenliği tartışmalarında Ankara'nın rolü savunma sanayii alanında da öne çıkıyor. Avrupa Birliği'nin savunma girişimlerinden biri olan SAFE programı kapsamında Türkiye'nin dışarıda bırakılması zaman zaman gündeme geliyor. Ancak Bakan Güler, Avrupa güvenliğinin Türkiye olmadan tam anlamıyla sağlanamayacağını ve bu gerçeğin birçok Avrupa ülkesi tarafından da dile getirildiğini söylüyor.
Haberin DevamıANKARA STRATEJİK KONUMDA
Türkiye ile Avrupa ülkeleri arasındaki savunma sanayii iş birliklerinin ikili düzeyde devam ettiğini belirten Güler, özellikle ABD'nin stratejik odağının Asya-Pasifik'e kaydığı bir dönemde Türkiye'nin Avrupa güvenliği açısından daha da kritik bir konuma geldiğini ifade ediyor. Rusya-Ukrayna savaşının Karadeniz'e yansıyan etkileri de Türkiye açısından yakından takip edilen bir başka başlık. Karadeniz'de seyir güvenliği ve kritik deniz altyapılarının korunması için Türkiye'nin hem kendi imkânlarıyla hem de Romanya ve Bulgaristan ile oluşturulan 'Karadeniz Mayın Karşı Tedbirleri Görev Grubu' çerçevesinde çalışmalar yürüttüğünü belirten Güler, insansız hava araçları ve mayın tehditlerine karşı deniz ve hava unsurlarının sürekli hazır durumda olduğunu söylüyor.
Rusya-Ukrayna savaşı aynı zamanda modern savaşın en kritik derslerinden birini de ortaya koydu: Mühimmat ve lojistik kapasitenin önemi. Bakan Güler'e göre birçok Avrupa ülkesi Ukrayna'ya gerekli mühimmatı sağlayacak üretim ve stok kapasitesine sahip olmadığını bu savaşta gördü. Türkiye ise uzun süredir savunma planlamasını yerli üretim, stratejik stoklama ve sürdürülebilir lojistik üzerine kurmuş durumda. Türk Silahlı Kuvvetleri bugün kendi platformlarıyla dünyanın herhangi bir yerindeki birliklerine lojistik destek sağlayabilecek kabiliyete sahip.

3