Ankara Nato Zirvesi öncesi kritik uzlaşma

Uluslararası ilişkilerde bazı gelişmeler vardır ki yalnızca iki ülkeyi değil, bir bölgenin geleceğini de etkiler. ABD ile İran arasında üzerinde çalışılan yeni uzlaşma çerçevesi de bunlardan biri olmaya aday. Son aylarda dünyanın gözü Hürmüz Boğazı'ndaydı. Küresel petrol ticaretinin en kritik geçiş noktalarından biri olan bu dar su yolunda yaşanan gerilim, enerji piyasalarından uluslararası ticarete kadar geniş bir alanda büyük korku ve paniğe neden oldu. Şimdi ise Washington ile Tahran arasında yeni bir diplomatik yola girildi. Ortaya çıkan taslak çerçeveye göre İran'ın nükleer faaliyetlerinin uluslararası denetim altında sınırlandırılması, buna karşılık yaptırımların hafifletilmesi ve ekonomik açılımların gündeme gelmesi öngörülüyor. Hürmüz Boğazı'nın güvenliğinin sağlanması ve bölgesel tansiyonun düşürülmesi de sürecin temel başlıkları arasında yer alıyor.

Haberin Devamı

Ancak burada asıl soru şu: Bu gerçekten kalıcı bir uzlaşmanın başlangıcı mı, yoksa daha büyük bir pazarlığın ilk adımı mı Çünkü masadaki tablo, nihai bir barış anlaşmasından çok yeni bir müzakere dönemine işaret ediyor. Taraflar arasında güven sorunu hâlâ devam ediyor. İran ekonomik rahatlama arıyor. ABD ise İran'ın nükleer programını kontrol altında tutmak ve bölgesel riskleri azaltmak istiyor. Fakat bu sürecin belki de en dikkat çekici yönü Donald Trump'ın söylemindeki olağanüstü değişim. Henüz çok kısa bir süre önce Trump son derece sert açıklamalar yapıyordu. İran'a yönelik tehditlerin dozunu arttırıyor, gerektiğinde çok daha ağır adımlar atabileceğinin mesajını veriyordu. Hatta bazı açıklamaları, İran devletini değil, âdeta binlerce yıllık İran medeniyetini hedef alan bir dil taşıyordu. Bugün ise karşımızda tamamen farklı bir tablo var.

Washington ile Tahran arasında yeni bir uzlaşma zemini konuşuluyor. İran'ın uluslararası sisteme yeniden entegre edilmesi, yaptırımların hafifletilmesi, ekonomik normalleşme süreci ve hatta yüz milyarlarca dolarlık yatırım projelerinin gündeme gelebileceği tartışılıyor. Diplomatik kulislerde zaman zaman 300 milyar dolara ulaşabilecek ekonomik açılımlardan söz ediliyor. "Uluslararası ilişkilerde kalıcı dostluklar veya düşmanlıklar değil, kalıcı çıkarlar vardır" sözü bir kez daha doğrulanıyor. Dün sert ifadelerle tehdit edilen bir ülkenin bugün ekonomik iş birliği perspektifiyle masaya oturması, diplomasinin ve jeopolitiğin ne kadar hızlı yön değiştirebildiğini gösteriyor. Bu hikâyenin üçüncü aktörü ise İsrail.

Haberin Devamı

Tel Aviv yönetimi yıllardır İran'ın nükleer kapasitesini ulusal güvenliğine yönelik en büyük tehditlerden biri olarak görüyor. Bu nedenle Washington ile Tahran arasında oluşabilecek her yakınlaşma İsrail tarafından dikkatle izleniyor. Savaşın sürmesinden yana olan İsrail Başbakanı Netanyahu'nun gelinen bu sonuçtan memnun olmadığı kesin. Bu gelişmenin Türkiye açısından da önemli sonuçları olabilir. Hürmüz Boğazı'ndaki risklerin azalması enerji fiyatları üzerinde rahatlatıcı bir etki yaratabilir. Bölgesel tansiyonun düşmesi ise ticaret koridorlarından ulaştırma projelerine kadar birçok alanda yeni fırsatlar doğurabilir. Türkiye'nin son yıllarda izlediği çok yönlü dış politika yaklaşımı böyle dönemlerde daha da önem kazanıyor. Şimdi gözler Ankara'ya çevrilmiş durumda.