Amerika'nın İran'da büyük hesap hatası

Orta Doğu bir kez daha ateş çemberinin içinde. Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail'in İran'a karşı başlattığı savaş sadece bölgesel bir askerî operasyon değil; küresel ekonomiyi, enerji dengelerini, havacılığı, turizmi ve milyonlarca insanın hayatını etkileyen çok büyük bir jeopolitik kırılma hâline geldi. Savaşın ilk günlerinde Washington'da ciddi bir özgüven hâkimdi. İran'ın kısa sürede içeriden çökeceği, rejim karşıtı gösterilerin büyüyeceği, silahlı Kürt grupların ülke içinde baskıyı artıracağı ve Tahran yönetiminin en geç haftalar içinde dağılacağı hesaplandı. Bazı Amerikan stratejistleri İran'ı âdeta Irak ya da Libya benzeri bir denklem üzerinden okumaya çalıştı. İşte, en büyük hata da burada yapıldı. Amerika, İran'da 'rejim' ile 'devlet' arasındaki farkı kavrayamadı. Evet...

Haberin Devamı

İran rejimi ciddi biçimde yıprandı. Askerî altyapıda kayıplar yaşandı. Ekonomik baskılar arttı. Toplumda huzursuzluk büyüdü. Ancak bütün bunlara rağmen İran devleti ayakta kaldı. Hatta bazı değerlendirmelere göre bugün içeride daha konsolide ve daha sert bir noktaya doğru ilerliyor. Washington'un anlamadığı gerçek şu: Devletler sadece yönetimlerden ibaret değildir. Tarihsel hafıza, bürokrasi, güvenlik yapıları, milliyetçilik duygusu ve dış müdahaleye karşı oluşan refleksler bazen rejimlerin çok ötesinde bir dayanıklılık üretir. İran'da tam da bu yaşandı. Dünyanın en güçlü ülkesinin böylesine temel stratejik hatalar yapıyor olması gerçekten şaşırtıcı. Çünkü bu savaş yalnızca askerî bir mesele olarak görülmedi; psikolojik harp, ekonomik baskı, iç karışıklık beklentisi ve etnik fay hatları üzerinden kurgulanan çok katmanlı bir mühendislik projesine dönüştü.

KÜRESEL ETKİSİ AĞIR OLDU

Bugün gelinen noktada savaşın ABD ekonomisine maliyetinin yaklaşık 50 milyar dolara ulaştığı konuşuluyor. Ancak asıl büyük kayıp sadece Amerika'nın harcadığı para değil. Küresel ekonomi çok ağır bir bedel ödüyor. Petrol fiyatlarındaki dalgalanmalar, sigorta maliyetlerindeki artış, hava sahalarının kapanması, uzayan uçuş rotaları, lojistik gecikmeler, bozulan tedarik zincirleri... Özellikle havacılık ve turizm sektörleri son derece ağır darbe aldı. Orta Doğu hava koridorlarındaki risk nedeniyle havayolları milyarlarca dolarlık ek maliyetlerle karşı karşıya. Turizm rezervasyonlarında ciddi düşüşler yaşanıyor. Yüz binlerce insan işini kaybetti ya da kaybetme riskiyle karşı karşıya. Küreselleşmiş dünyada artık hiçbir savaş 'uzakta' kalmıyor. Bir füze saldırısı sadece askerî hedefleri değil; Londra'daki bir sigorta şirketini, İstanbul'daki bir tur operatörünü, Dubai'deki bir lojistik merkezini, Frankfurt'taki bir havayolu şirketini de etkiliyor. Türkiye ise bu krizin tam merkezindeki ülkelerden biri. Enerji fiyatlarındaki artış, ticaret yollarındaki riskler, bölgesel güvenlik baskısı ve göç ihtimali Ankara açısından çok dikkatli yönetilmesi gereken başlıkları oluşturuyor. Ancak bu savaş aynı zamanda Türkiye'nin jeopolitik önemini Avrupa açısından yeniden artırıyor. Çünkü Avrupa artık sadece enerji değil; güvenlik, lojistik, savunma sanayii, göç yönetimi ve bölgesel diplomasi açısından da Türkiye'siz sürdürülebilir bir denklem kurmanın ne kadar zor olduğunu daha net görüyor. Elbette bu tabloda İsrail Başbakanı Netanyahu'nun sorumluluğunu da ayrıca değerlendirmek gerekiyor. Netanyahu uzun süredir İran tehdidini İsrail iç siyasetinin merkezine yerleştiren bir strateji izliyordu. Ancak bugün ortaya çıkan tablo, bölgeyi daha güvenli hâle getirmekten çok daha kırılgan hâle getirmiş durumda. İsrail kısa vadeli askerî başarılar elde etmiş olabilir; fakat uzun vadede Orta Doğu'da öfke, kutuplaşma ve istikrarsızlık daha da derinleşiyor.