H. MUHARREM OKUR - ARDA BİLİK
Yeni bir miladî yıla girdiğimiz şu günlerde, zihnimizde Üstad Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin Risale-i Nurlarda belirttiği manalar canlanıyor. Evet hayat apartmanı yıkılıyor, ömür şimşek gibi geçip gidiyor, zaman süratle akıyor... 1 Bu vaziyette olan bizlerin maddî-manevî yaralarına merhem ancak bu fânî âlemin ebedî âleme tebdiliyle olabilir. Bu sebeple insanın Cenab-ı Hakk'ın rahmetine ve kudretine itimattan başka hakikî bir çıkış yolu yoktur. Yeni yılın bu ve benzeri çeşitli muhasebelerle Allah'a yaklaşmamıza vesile olmasını ve geçmiş hataların, kavgaların, kırgınlıkların, küslüklerin, savaşların yeni yılda yaşanmamasını ümit ediyoruz.
Günümüzde umumî bir musibet havasını teneffüs etmeyen yoktur. İnsanlık ferdî manada ruhunun kıvranışlarını hissederken toplumsal yaşantıda da büyük sarsılmalar artarak devam ediyor. Suç oranlarındaki artış, akla gelmeyecek dehşetteki hâdiseler, yüreklerimizi dağlıyor. Toplumumuzun bir an önce kin, nefret ve kavga dilinden kurtularak sevgi ve muhabbet diline dönmesi gerekmekte. Görüldüğü üzere bu değişim ve gelişimi ne siyaset, ne kanunlar, ne medya, ne de başka dünyevî bir meta karşılayabilmiş değil. Bu olumlu değişimi ancak mane-viyata yönelim karşılayabilir.
Güzel ahlâk temelli maneviyat, kalpleri ve ruhları onaracak; toplumsal yaşantıyı da düzene sokacaktır. Bu güzel ahlâk dersi ise hiçbir ideoloji hâkim olmadan sadece Allah rızası için maneviyat eksenli olduğu takdirde tam tesir edebilir. Kavganın, gürültünün, dolayısıyla musibetlerin de arttığı yurdumuzda maalesef maneviyat temelli hareketlerden uzak kaldık. Dine ve dinî yaşayışa muhalif materyalist yaklaşım ile dini ve dinî yaşayışı ideolojik bir kimlikle maddîleştiren yaklaşım toplumuzu özden uzaklaştırdı. Bu iki uçtan sıyrılıp; güzel ahlâk eksenli maneviyata yönelerek doğru İslâmiyet'e ve İslâmiyet'e lâyık doğruluğa ulaşmamız gerekmekte. Kavga ve kargaşadan kurtulmanın çaresi ancak burada.
Zulmen atıldıkları hapishanede Bediüzzaman Said Nursî ile birlikte bulunan Hasan Akyol anlatıyor: "Bir gün cezaevi karıştı. Mahkûmlar birbirine düştü. Herkes birbirine öylesine düşmandı. Bediüzzaman bu duruma çok üzülüyordu. Onda hiç oğlum, yavrum hitabı yoktu. Küçüğe de büyüğe de kardeş diye hitab ederdi. Onlara: 'Kardeşler bir dakika müsaade ederseniz sizinle konuşacağım' dedi. Millet durdu. 'Niye böyle birbirinize küskün duruyorsunuz' dedi. 'Burası cezaevi değil, Medrese-i Yusufiye. Alacaksınız abdestinizi, kılacaksınız namazınızı. Allah'a dua edeceksiniz. Burası medresedir. Yusuf'tan (as) kalmadır.' Millet o zaman namaza başladı. Birbirine düşman olanlar düşmanlıktan vazgeçtiler. Bediüzzaman'ın hatırına barıştılar." (2)

19