Yaylayı Tüketiyoruz

Bugün Trabzon'dan yola çıkıp önce Sümela Manastırı'na selam verdik, ardından Camiboğazı Yaylası'na doğru tırmandık.

Sümela'yı geride bırakıp yükseldikçe manzara her virajda biraz daha büyüdü. Dağlar, sis, sararmaya başlayan otlar, hemen yanımızdan akan derenin sesi...

İnsan böyle bir yerde başka neye bakar

Ama yol ayrımına geldiğimizde gözümüz dağlara değil, çöplere takıldı.

İki konteyner ağzına kadar dolmuş, plastik şişeler, poşetler, yiyecek ambalajları çevreye saçılmıştı. Rüzgâr bulduğunu önüne katmış götürüyordu. Biraz ötede piknik ateşlerinin dumanı yükseliyordu. Bütün bu görüntünün ortasında bir inek, çöplerin arasında yiyecek arıyordu.

Arkamızda dağlar ve bulutlar, yanımızda dere, önümüzde ise bizim bıraktıklarımız...

İnsanın içi acıyor.

Yaylada konuştuğumuz insanlar büyükbaş hayvancılığın neredeyse bittiğini söylediler. Gerçekten de yol boyunca üç beş inekten fazlasını göremedik. Bir zamanlar çan seslerinin duyulduğu, hayvanların otlatıldığı, sütün sağılıp peynirin yapıldığı bu yerlerde hayat değişiyor.

Yayla duruyor ama yaylacılık çekiliyor.

Onun yerine otomobiller, günübirlik ziyaretçiler, piknik masaları geliyor. Şehirden kaçıp birkaç saat nefes almak için çıktığımız bu yerleri de şehirdeki alışkanlıklarımızla dolduruyoruz.

Mangalı yakıyor, fotoğrafımızı çekiyor, yiyip içiyor ve gidiyoruz.

Geride kalan bazen bir poşet, bazen plastik bir şişe, bazen de fotoğraftaki gibi koca bir çöp yığını oluyor.

Elbette bütün sorumluluğu buraya gelen insanların üzerine bırakmak doğru değil. Madem yollar yapılıyor, insanlar buralara kadar çıkabiliyor; çöplerin zamanında toplanması, yeterli konteyner konulması ve denetimin sağlanması da gerekiyor. Yol açmakla iş bitmiyor. Yolun götürdüğü yeri korumak da o hizmetin içinde olmalı.

Ama bunun için başımızda sürekli bir görevlinin durması da gerekmemeli.

Yediğimizin ambalajını yanımıza almak, ateşimizi söndürmek, suyu kirletmemek için birinin bize bunu hatırlatmasına gerçekten ihtiyacımız var mı

Her yere otomobille ulaşmak zorunda mıyız diye düşünmeden edemiyorum.

Eskiden kimi yerlere varmak zordu. Yürür, yorulur, emek verirdiniz. Belki de vardığınız yerin kıymetini biraz da bu yüzden bilirdiniz.