Taş Yerinde, Sorumluluk Nerede

Bu hafta yine memleketin etrafında dolaşıyorum. Bu gidişle oralardan kolay kolay çıkamayacağız. ünkü insan nereye baksa başka bir hikâye, başka bir tuhaflık. Üstelik artık hayat, Aziz Nesin'in öykülerini aratmayacak kadar cömert davranıyor bize.

Trabzonspor'un dünyaca ünlü futbolcusu Muhammed Salah, Trabzon'dan yola çıkıyor; Sümela'ya bir selam çakıp Kurtdere Yaylası'na uzanıyor. Yaylada gözüne kestirdiği bir taşın üzerine oturuyor, fotoğrafını çekiyor ve paylaşıyor. İşte ne oluyorsa da ondan sonra oluyor; taş, taş olmaktan çıkıp memleket meselesine dönüşüyor.

İnsanlar Salah'ın oturduğu yere gidip aynı pozu vermeye başlıyor. Düne kadar o yaylanın yolunu bilmeyenler, daha önceki yazılarımda sözünü ettiğim çöpleri, plastikleri, dere kenarına bırakılan atıkları görmeyenler bir anda taş sevdalısı oluyor.

Taş artık taş değil.

"Salah'ın taşı."

Sonrası daha da güzel.

Trabzon Büyükşehir Belediyesi taşı yalnız bırakmıyor. Yanına bir bank yerleştiriyor. Üzerinde de kocaman "Trabzon Büyükşehir Belediyesi" yazısı.

Bir an durup düşünüyorsunuz:

Acaba taş yorulmuş olabilir mi

Gelen ziyaretçiler ayakta kalmasın diye mi bu incelik

Yoksa şehircilikte yeni bir dönem mi başladı: Ünlü biri nereye oturursa oraya bank, nereye bakarsa oraya seyir terası

Aziz Nesin yaşasaydı buradan kaç öykü çıkarırdı bilmiyorum.

İşin komik tarafı şu: Daha birkaç gün önce aynı şehir yağmurun altında kaldı. Caddelerde su birikti, araçlar ilerleyemedi, evleri ve iş yerlerini su bastı. Havalimanı çevresi, Değirmendere, ömlekçi...

Bildiğimiz görüntüler yeniden karşımıza çıktı.

Elbette ekipler sahaya çıktı, çalışmalar yapıldı. Bunu görmezden gelmeyelim. Ama tam da böyle bir haftada belediyenin bir futbolcunun oturduğu taşın yanına bank koyması insanın aklına ister istemez başka sorular getiriyor.

ünkü mesele bir bankın maliyeti değil.

Mesele, neyi önemli bulduğumuz.

Yaylaların çöpünü yıllarca görmezsiniz; bir yıldız futbolcu gelir, taşa oturur, taşın kaderi değişir.

Şehir su altında kalır, altyapıyı konuşuruz; yağmur diner, unuturuz.

Sonra yeniden yağmur yağar, yeniden aynı görüntüler.

Ama taş unutulmuyor.

Taşın bankı bile oluyor.

Bizde bazen sorun çözmekten çok, sorunun yanına tabela koymak daha kolay geliyor galiba.

Tam bunları düşünürken Manisa'nın Turgutlu ilçesinden gelen haber haftanın bütün mizahını bir anda kararttı.

Bir öğrenci, okula giden çocukların üzerine pompalı tüfekle ateş açtı. On bir çocuk yaralandı. Olay okul binasının yaklaşık 80–100 metre uzağında meydana geldi.

Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin ise yaptığı açıklamada özellikle şu cümleyi kurdu:

"Turgutlu'da bir okul saldırısı olmadı."

Doğru.

Teknik olarak okulun içinde olmadı.

Okulun biraz dışında oldu.

ocuklar da okula gidiyordu.

İşte insanın bazen kelimeler karşısında söyleyecek sözü kalmıyor.

ünkü bir olayın okul kapısının içinde mi, dışında mı yaşandığını tartışmaya başladığımız anda asıl soruyu kaçırıyoruz:

On bir çocuk neden silahla vuruldu

Bir çocuğun eline pompalı tüfek nasıl geçti

Silahla sokağa nasıl çıktı

Okula giderken çocukların üzerine nasıl ateş açabildi

Bakanın açıklamasının devamında ailelerin silahları çocukların ulaşamayacağı yerde tutması gerektiğine, sosyal medya ve çevrim içi oyunlarda çocukların kimlerle iletişim kurduğunun izlenmesine ilişkin uyarılar da vardı.

Bunları küçümsemiyorum.

Ama ilk cümle bazen bütün açıklamanın önüne geçer.

"Turgutlu'da bir okul saldırısı olmadı."

Belki de memleketin son zamanlarda en sevdiği şey tam olarak bu:

Sınır çizmek.

Olay okulun yüz metre dışındaysa okul saldırısı sayılmıyor.

Su evin kapısından içeri girmediyse sel sayılmıyor.

öp yaylanın fotoğraf karesine girmediyse sorun sayılmıyor.