Söz Dönüp Dolaşıp Siyasete Gelince

oğu zaman güncel siyasetten uzak durmaya çalışıyorum. İnsan bazen ülkesine yalnızca kavganın, gürültünün, bitmeyen tartışmaların içinden değil; kültürden, sanattan, edebiyattan, sokaktaki insanın gündelik telaşından bakmak istiyor. Bir serginin ışığında, bir kitabın sayfasında, bir müzede soluklanmak istiyor.

Ama öyle bir ülkede yaşıyoruz ki söz dönüp dolaşıp yine siyasete geliyor.

ünkü siyaset yalnızca Meclis kürsüsünde, parti toplantılarında ya da televizyon ekranlarında kalmıyor. Hukuka, eğitime, sanata, belediyeye, üniversiteye, insanın geleceğe dair kurduğu en sade hayale bile dokunuyor. Siz başka bir yerden bakmak isteseniz de hayat sizi yeniden aynı sorunun önüne getiriyor: Türkiye nereye gidiyor

Son günlerde "mutlak butlan" kavramı etrafında yaşanan tartışma da tam böyle bir yerde duruyor. İlk bakışta soğuk, teknik, hukukçuların alanına ait bir ifade gibi görünüyor. Ama bu ülkede bazı kavramlar mahkeme salonlarında kalmıyor; toplumun vicdanına, siyasetin diline, yurttaşın adalet duygusuna kadar uzanıyor.

Elbette hukuk kendi yolunda işler. İddialar varsa araştırılır, dosyalar incelenir, kararlar verilir. Hukukun varlığı toplum için güvencedir. Buna kimsenin itirazı olamaz. Ama asıl mesele, hukukun yalnızca karar metinlerinde değil, toplumun gönlünde de karşılık bulabilmesidir.

Bugün asıl acı olan biraz da bu: Siyasetin kendi doğal akışı içinde yapılmasından çok, siyasete yön verme çabasının olağanlaşması. Halkın iradesiyle, üyelerin tercihiyle, delegelerin oyuyla oluşan alanların sürekli tartışmalı hâle gelmesi.

Daha düne kadar "halkın seçtiği irade kabulümüzdür" diyen siyasetçiler nerede Allah aşkına Demokrasi yalnızca bize yakın sonuçlar doğurduğunda mı kıymetli

Sandık, kongre, kurultay, seçim, delege iradesi... Bunlar yalnızca işimize geldiğinde savunulacak kavramlar olmamalı. Demokrasi biraz da hoşumuza gitmeyen sonuca saygı duyabilme olgunluğudur. Sivil siyaset dediğimiz şey de tam burada sınanır.

Biz bu ülkede yıllarca "sivilleşme" üzerine konuştuk. Fakat sivilleşmeyi çoğu zaman dar bir çerçeveye sıkıştırdık. Oysa sivilleşme yalnızca bir vesayet biçiminin gerilemesi değildir. Sivilleşme, toplumun kendi sözünü korkmadan söyleyebilmesi, siyasi partilerin kendi iç işleyişlerini özgürce sürdürebilmesi, yurttaşın sandığa giderken içinin rahat olmasıdır.

Sivilleşme, devletin topluma yukarıdan değil, yan yana bakmayı öğrenmesidir.

Ama Türkiye'de normal olanı savunmak bile çoğu zaman büyük bir çabaya dönüşüyor. Her gelişme yeni bir kırılma gibi yaşanıyor. Her hukuki süreç ister istemez siyasi anlamlar yüklenerek okunuyor. Bu da toplumun yorgunluğunu artırıyor.