19 Mayıs sabahı Samsun'da yalnızca bir vapur kıyıya yanaşmadı. Bir milletin yorgun kalbine, yeniden ayağa kalkma iradesi de yanaştı. Denizden gelen o adım, karaya basan bir komutanın adımı olmanın çok ötesindeydi; umudunu kaybetmiş bir ülkenin alnına sürülen ilk ışıktı.
O gün Samsun'da bir meşale yandı.
Peki, bugün hâlâ yanıyor mu o meşale
Yalnızca Samsun'da mı aramalıyız onu Yoksa Havza'nın miting çağrılarında, Amasya'nın "Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır" diyen sesinde, Erzurum'un kararlılığında, Sivas'ın ortak aklında, Ankara'nın Cumhuriyet'e uzanan sabrında ve oradan bütün yurda yayılan iradede mi aramalıyız
19 Mayıs, bir şehirden ibaret değildir. Bir güzergâhtır. Bir yürüyüştür. Samsun'dan başlayıp Havza'ya, Amasya'ya, Erzurum'a, Sivas'a ve Ankara'ya uzanan; Ankara'dan da bütün yurda yayılan büyük bir bilinç yoludur. Bu yolun her durağında başka bir anlam, başka bir direnç, başka bir söz vardır.
Samsun'da yakılan meşale, Havza'da halkın sesine karıştı. Amasya'da bir bildirinin cümlelerinde çoğaldı. Erzurum'da vatanın bölünmezliğiyle sağlamlaştı. Sivas'ta "manda ve himaye kabul olunamaz" diyen onurlu bir karara dönüştü. Ankara'da ise artık yalnızca bir direniş fikri değil, yeni bir devletin, yeni bir hayatın, Cumhuriyet'e uzanan büyük yürüyüşün merkezi oldu.
Ama asıl soru bugün önümüzde duruyor:
O meşale hâlâ yanıyor mu
Yanıyorsa nerede yanıyor
Tören meydanlarında mı yalnızca Resmî konuşmaların alışılmış cümlelerinde mi Bayraklarla süslenen caddelerde, marşlarda, çelenklerde mi Elbette oralarda da yanar. Ama bir meşale yalnızca hatırlanarak yaşamaz. Onu yaşatan, bugüne düşen ışığıdır.
Eğer bir genç hâlâ bu ülkede özgürce düş kurabiliyorsa, o meşale yanıyordur. Bir öğretmen yorgun ama inançlı biçimde sınıfa girebiliyorsa, o meşale yanıyordur. Bir sanatçı karanlığa karşı renkleri savunabiliyorsa, o meşale yanıyordur. Bir gazeteci gerçeğin izini sürebiliyor, bir çocuk eşit eğitim hakkıyla geleceğe umutla bakabiliyor, bir kadın hayatına özgürce yön verebiliyor, bir yurttaş haksızlık karşısında başını eğmeden durabiliyorsa, o meşale hâlâ yanıyordur.
19 Mayıs, yalnızca geçmişe bakma günü değildir. Bugünü tartma günüdür aynı zamanda. Bu ülkenin gençlerine nasıl bir gelecek sunduğumuzu, Cumhuriyet fikrine ne kadar sahip çıktığımızı, bağımsızlık sözünü yalnızca tarihin sayfalarında mı bıraktığımızı yoksa hayatın içine mi taşıdığımızı sormamız gerekir.
ünkü 19 Mayıs, yalnızca "Atatürk Samsun'a çıktı" cümlesine sığmaz. O cümlenin içinde bir halkın dirilişi vardır. O cümlenin içinde haksızlığa boyun eğmeme iradesi vardır. O cümlenin içinde karamsarlığa teslim olmama gücü vardır.
Bugün bu ülkede gençler gelecek kaygısıyla yaşıyorsa, o meşalenin ışığına daha çok ihtiyacımız var demektir. Gençler kendilerini duyuramıyorsa, 19 Mayıs'ı daha yüksek sesle anlamak gerekir. ünkü Atatürk'ün bu bayramı gençlere armağan etmesi, yalnızca bir sevgi göstergesi değildir; geleceğin gerçek sahibini işaret eden büyük bir güvendir. Atatürk'ün Gençliğe Hitabe'de söylediği gibi: "Ey Türk gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyeti'ni, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir."

11