Bartın'a kitaplar için geldim. 28. Bartın Kitap Fuarı'nda okurlarla buluştum, eski dostlarla karşılaştım, yeni insanlarla tanıştım. Kitaplardan başlayan sohbetler, her zamanki gibi memleket meselelerine uzandı. Geçim sıkıntısı, çocukların geleceği, ülkenin gidişatı... Gittiğim şehirler değişiyor, konuştuğumuz konular pek değişmiyor.
Bartın Belediyesi'nin 150. kuruluş yılında düzenlediği fuarın 28'incisine ulaşması önemli. Kitap fiyatlarının okurları zorladığı, özellikle gençlerin istedikleri kitaplara ulaşmakta güçlük çektiği günlerde böyle buluşmaların değerini daha iyi anlıyoruz. Cumhuriyet Kitapları standında geçirdiğim saatlerde bunu bir kez daha gördüm. Kimi okuduğu bir romanı anlattı, kimi yeni kitabımı sordu, kimi de doğrudan memleketin hâlini konuşmak istedi. Bir fuardan geriye yalnızca imzalanan kitaplar kalmıyor. İnsanların yüzleri, söyledikleri, paylaştıkları da belleğinizde yer ediyor.
Bartın Kitap Fuarı'nın geçmişine uzanınca, Cumhuriyet gazetesinin unutulmaz yazarı İlhan Selçuk'un 30 Ekim 2002 tarihinde Pencere köşesinde yayımlanan "Bir Gün ve Bir Gecelik Rüya..." başlıklı yazısı çıkıyor karşımıza. Selçuk, o günlerde Bartın'da katıldığı kitap fuarını, dostlarıyla buluşmasını, dönemin Belediye Başkanı Muhammet Rıza Yalçınkaya ile yaptığı Amasra gezisini anlatıyor. Kenti ve insanlarını tanıdıkça duyduğu heyecan satırlarına yansımış. Amasra'dan söz ederken Fatih Sultan Mehmet'in burayı gördüğünde söylediği rivayet edilen "Lala Lala, çeşm-i cihan bu mu ola" sözünü anımsatıyor. Ardından Bartın ve Amasra insanlarına ilişkin gözlemlerini aktarıyor:
"Amasra'da, Bartın'da, sağa sola selam vererek dolaşırken gördüğüm kişilerin gözleri pırıl pırıl aydınlıktı."
Selçuk, yazısında Cumhuriyet'in aydınlanma devrimine de geniş yer ayırıyor. 1923 Cumhuriyet, 1924 Öğretim Birliği ve 1926 Medeni Kanun düzenlemelerini anımsatırken şu cümleyi kuruyor:
"Aydınlanma devrimi bir yaşam biçimidir, iktidara yönelik bir politika değil..."
Yazısının sonunda ise bugün yeniden üzerinde düşünülmesi gereken bir değerlendirme yapıyor:
"Bartın Belediyesi Kitap Fuarı, tüm yerel yönetimler için örnek oluşturmalı..."
Bu satırların yazılmasının üzerinden tam 24 yıl geçmiş. Muhammet Rıza Yalçınkaya yeniden Bartın Belediye Başkanı. İlhan Selçuk aramızda değil ama yıllar önce önemini vurguladığı kitap fuarı devam ediyor. Aynı kentte, aynı kültür buluşmasının yıllar sonra da yaşatılması az şey değil. Ülkemizde pek çok güzel girişimin yöneticilerle birlikte değiştiği, hatta unutulup gittiği düşünülürse bunun değerini daha iyi anlıyoruz. Kültür ve sanatın bir kentin yaşamında kalıcı yer edinmesi, biraz da böyle bir sürekliliği gerektiriyor.
Fuarın arasında Bartın'ın çevresini dolaşmaya fırsat buldum. Bir şehre gidip yalnızca otel odasıyla fuar alanı arasında kalmayı sevmiyorum. Sokaklarında yürümek, kıyılarını görmek, biraz da o şehrin kendi hayatına karışmak istiyorum. İlhan Selçuk'un yıllar önce Amasra'da gördüğü güzellikleri anlatan satırlarını okuduktan sonra Karadeniz kıyılarına bir başka merakla baktım.
İlk durağım İnkumu oldu.
Sonbahar kıyıya yerleşmişti. Yaz kalabalığı çekilmiş, geniş kumsal Karadeniz'in dalgalarına kalmıştı. Bir yanda ormanlı tepeler, önümde deniz. Kumsalda yürürken geçmişten kalma görüntüler geldi aklıma. Deniz kıyılarında böyle olur bende. Unuttuğumu sandığım bir yüz, eski bir yolculuk, yıllar önce duyduğum bir ses çıkıverir karşıma.
Denize yüzümü döndüğümde, sağ tarafta, kumsalın bittiği yerde suyun içinden yükselen büyük bir kaya dikkatimi çekti. Üzerinde tek başına bir ağaç vardı. Gövdesi hafifçe eğilmiş, dalları denize doğru uzanmıştı. Köklerini taşın arasına salmış, kendisine orada bir yaşam kurmuştu.
Uzun süre baktım. Kökleri o sert kayanın neresine uzanıyordu Suyunu nereden buluyordu Kaç kış geçirmiş, kaç fırtına görmüştü Bunları bilmiyorum. Ama o ağacın görüntüsünde insanın kendi hayatından bir şeyler bulması kaçınılmazdı.
Hepimizin kök salmak istediği bir yer var. Bir ev, bir şehir, sevdiğimiz insanlar... Hayat herkese aynı imkânları sunmuyor. Kiminin önünde geniş topraklar, kiminin tutunabileceği daracık bir taş aralığı bulunuyor. Yine de yaşam, çoğu zaman elimizde kalanlarla devam ediyor.
Belki ağaca gereğinden fazla anlam yüklüyordum. Doğanın bizim düşüncelerimizden haberi yok. O ağaç yalnızca yaşıyordu. Beni etkileyen de buydu.
İnkumu'ndan sonra Güzelcehisar'a geçtim.
Burada çok daha eski bir zamanın karşısında buldum kendimi. Yaklaşık 80 milyon yıllık geçmişe sahip lav sütunları, Karadeniz kıyısında yan yana yükseliyor. Volkanik lavların soğumasıyla oluşan kayalıkların geometrik biçimleri şaşırtıcı. Bazıları düzgün sütunlar hâlinde, bazıları birbirine yaslanmış taş bloklar gibi. Ahşap yürüyüş yolunda ilerlerken yüzeylerindeki çizgileri, denize doğru uzanan biçimlerini inceledim.

19