En tepeden en dibe düştük. Oysa final hayalleri kurarak gitmiştik ABD'ye. Şimdi kendimizi rahatlatmak için suçlu avındayız. En kolay hedef de hoca tabii ki. Yok "Montella takımı iyi oynatamadı", "Yok santrforsuz zaten olmazdı" gibi türlü bahanelerimiz var. Oysa ki biz olaylara böyle yüzeysel baktıkça başka başka hayal kırıklıklarının da kapısını açıyoruz, haberimiz yok.
Balık baştan kokar. Başımıza gelenler sadece sonuçlar. Sorun futbolun yönetiminde. Biz sadece kolay yoldan başarıya odaklanmışız. Ama artık her alanda rekabetin had safhaya çıktığı dünyamızda öyle kolay başarı yok. Onu ancak ülke içinde yapabilirsiniz. İstediğiniz gibi yan yollara sapabilirsiniz. Ama bir futbol ekolü yaratamazsınız. Taşıma suyla bir şeyler yapmaya çalışırsınız ancak. Gurbetçilere bel bağladığınız gibi mesela.
Şu Dünya Kupası'ndaki takımlara bakıyorum da, ister senin ülkenin olsun ister başka ülkenin olsun güçlü altyapılardan gelen oyuncular sonuçları belirliyor hep. Bizdeki altyapılar ise sadece sözde var. Bir angarya gibi görülüyor altyapılar. Başkaları yetiştirsin biz alalım mantığı hâkim. Yani köklü bir futbol geleneğimiz yok. İşte Hırvatistan, işte Bosna Hersek parçalanmış Yugoslavya'nın futbolcu yetiştirme geleneğini sürdürerek hâlâ futbolda söz sahibi olabiliyorlar.
Ama bizim köksüz futbolumuzda her başarısızlıkta suçlu belli; hoca. Fakat Montella'nın oyuncu seçimlerinde bile ne kadar bağımsız olduğu hiç tartışılmıyor. Milli Takım üzerinden güç kazanmak isteyenlerin baskıları hiç konuşulmuyor. Bunlar hoca kim olursa olsun sürekli yaşadığımız ama bir türlü engelleyemediğimiz gerçekler. Milli Takım'da bazı futbolcular neden gereken değeri alamıyor da bazı futbolcular kendi takımlarında bile oynamazken neden banko ilk on bire giriyor.

26