Mutsuzum ama umutluyum

Mutsuz bir sabaha daha gözümüzü açtık. Basın özgürlüğüne büyük darbe; Halk TV'nin karartıldığını öğrendik. Zaten bir gece önce, Galatasaray ile Barcelona arasında gördüğümüz seviye farkı nedeniyle mutsuz bir şekilde uyumuştuk. Gerçekleri görebilenler için tabii ki sürpriz değildi bu ama bu üzülmemizi de engelleyemedi. 65'te 4. golünü attı Barcelona. Sonra dinlenme havasına girdiler de fark açılmadı neyse ki.

Galatasaray ilk yarı sadece uzun toplara bel bağlamıştı. Onların çoğu da ofsaytla kesildi. İkinci yarı zaten oyunda yoktular. Bu günümüzün geçerli futbolu değil. Ve Cim-Bom yorulup gömülünce Barçalıların savunmacıları bile atağa çıktı. Tüm bu tabloyu yalnızca Barcelona'nın şu anda Avrupa'nın en iyi futbol oynayan takımı olmasıyla açıklayamayız. Sorun bizim futbola bakışımızda. Futbolu yönetme biçimimizde. Futbolu yorumlama biçimimizde.

ÖZÜM TRANSFER DEĞİL

En başta sorun çözmenin tek yolunun bol bol futbolcu transferi olduğunu sanıyoruz. İnişe geçmiş ve/veya kariyeri bitmiş yaşlı oyunculara bel bağlıyoruz. Her transfer döneminde futbolcu toplamakla takım kurduğumuzu sanıyoruz. Son 2 sezonda Barça transfere Cim-Bom'dan daha az para harcamış, iyi mi! Üstelik transferleri çok geç yapıyoruz. Yani sürekli uyum ve denge problemleri yaşıyoruz. Ayrıca transferleri bir oyun planına göre yapmıyoruz. Ve en küçük başarısızlıkta da teknik direktör değiştirip her şeye sil baştan başlıyoruz. Futbolu yorumlamamız da geliştirici değil. Futbolu bir faul - kart oyunu sanıyoruz. O zaman hakemler de "Suç benden gitsin" deyip her dokunana faul çalıyor. Öyle ya düdüğü çalmazsa "Orada faul vardı, şurada sarı kart göstermeliydin" diyen bir sürü yorumcu çıkacak ortaya. Peki bizde futbolun bu şekilde akıcı oynanması mümkün mü Bizim takımların kondisyonları da düşük olduğu için aslında bu durum herkesin işine geliyor. Sonra TV ekranlarından