Bizim takım

Heyecan dorukta. Nasıl olmasın; futbolun uluslar kategorisindeki en büyük organizasyonu Dünya Kupası'nda Türkiye de yarışacak. Hem de 24 yıl sonra. Buraya kolay gelmedik tabii ki. Zor koşulları aşarak adım adım geldik. Her şeyden önce bizim kısa sürede başarı, emek harcamadan başarı alışkanlıklarımıza karşı mücadele ede ede geldik.

Anımsayın geçmişte Milli Takım'ı kendi çiftlikleri gibi kullanmak isteyenleri, kendilerini takımın sahibi olarak görüp orada çöreklenenleri. İmtiyazları tehlikeye girince teknik direktörleri harcayanları... Milli Takım'ın yeniden yapılanması bu yüzden çok zor olmamış mıydı O radikal görev Lucescu'ya ihale edilmemiş miydi En son Montella geldiğinde de yine Milli Takım üzerinde söz sahibi olmak isteyenler işleri az zorlaştırmamış mıydı "Montella'nın ne kariyeri var ki" dememişler miydi İşte bu noktada Montella'ya sahip çıkan, eleştirileri göğüsleyen TFF'yi kutlamak gerek. Şimdi bu istikrarlı sürecin ardından hem Milliler kazandı hem de Montella. Bu yüzden Dünya Kupası'na katılma başarısını sadece "altın jenerasyon"a bağlayamayız. Montella'nın oyun anlayışı ve daha önemlisi kendisinde ısrar edilmesi, ardından oyuncu kadrosunda sağlanan devamlılık çok çok önemliydi.

İşte bu yüzden oyuncu seçimlerini fazla eleştirmiyorum. Mesela takımlarında fazla zaman almamış olsalar da yine aynı oyuncuları çok daha formda yeni oyunculara tercih etmesini bu çerçevede ele almak ve kendimi rahatlatmak istiyorum. ünkü hafızamızda birtakım baskılarla oyuncu seçimlerinde nasıl haksızlıklar yapıldığına dair anılar var. Mesela 2002'de çok formda olan İlhan Mansız'ın nasıl yedekte tutulduğunu hepimiz hatırlarız. Takım içindeki baskı gruplarını da. Senegal maçında İlhan yedekten maça girdiğinde